Thursday, January 28, 2010

konuşabilen her şeyle konuştum ama hiçbir şey değişmedi

evde, okulda ve her türlü toplum yaşantımızda, hayatımız boyunca insan ve hayvan sevgisi aşılandıktan sonra, çok sıradan bir durummuş gibi önümüze bir yemek olarak kızarmış balık koymalarını çözmüş değilim. ne zaman tabağımda uzanan balığa baksam aklımdan ilk geçen düşünce "ölmüş.." olur. bikaç saniye o pişmiş beyaz gözlere bakıp hüzünlenirim ve ardından balığın kafasını bedeninden ayırmaya çalışırken canını acıttığımı ya da balığın varoluşuna hakaret ettiğimi düşünürüm. bu düşünce bianda beynime yayılıp bana minik bi varoluş kaygısı yaşatır.

balığın kafasını tabaktan uzaklaştırıp, kızarmış derisini kaldırdıktan sonra, o bilindik bir hayvan ideası olan "balık"lıktan görünüş olarak uzaklaştığı için, artık vicdanımın sesi susar ve işte o zaman yemeğe başlayabilirim.

madem toplumsal değerleri bu kadar önemli kılıyoruz, medeniyet bununla ölçülüyor; neden bu basit konuda tutarlı olunamıyor ki. eğer balık yemek istiyorsak, bunu kaçınılmaz bir hale getirdiysek, bari kızılderili inançlarında olduğu gibi öldürüp yediğimiz hayvanın ruhunun kendimizinkine eklendiği inancını benimseseydik. böylelikle balık, bir hiç uğruna öldürülüp kızartılan çaresiz bir zavallı olmaktan çıkardı.

5 comments:

Mantis said...

okyanusun ortasına düştüğünde senin için hiç üzülmiycek köpek balıklarının varlığını düşünüp vicdan azabından biraz kurtulabilirsin. ya da ton balığı ye onun tipi hiç balığa benzemio.

Anonymous said...

aç karna felsefe yapılmaz.

living maze said...

okyanusun ortasına düşsem hemen yer di mi eşyoleşekler, hiç atla sırtıma evine götüriym seni diyen yok..

Mantis said...

yunuslar falan acır belki onlar iyi balık gibi

synonimus said...

bütün bu dediklerinden mütevellit, hamsi buğulama yapılmadan önce genelde kafaları kopartılarak temizlenir. yiyiciler için tabaktaki şey artık ne canlı ne de ölüdür, sadece yiyecektir. tıpkı, hamburger, biftek ya da köftenin ağzımıza giderken bir kaşık barbunyadan farklı hissettirmemesi gibi. kaldı ki barbunyanın da gözleri olsaydı yerken biraz vicdan azabı hissederdik. biraz ama...