Monday, January 11, 2010

insanın en iyi planı b planıdır.

son zamanlarda günde 3 tane film izlemek gibi bi alışkanlık edindim. bugün o 3 filmimden biri journey to the edge of the universe adında bi belgeseldi. belgeselde bütün gezegenleri sırayla gezdik [plüton hariç çünkü 2008 yapımıydı ve plüton gezegenlikten çıkarılmıştı çoktan:( ] sonra samanyolu galaksisinden çıkıp andromeda galaksisine girdik ve tabi mesafe olarak uzaklaştıkça zamanda da geriye gidildiğinden big bang'e kadar ilerledik. yolculuk esnasında süpernovalara, beyazcücelere, nebulalara, karadeliklere, kuyruklu yıldızlara ve karanlık maddelere de uğradık. bu zaten benim ilgilendiğim ve hakkında bimiktar kitap okuduğum bir konu olduğundan görsel anlatımı da çok hoşuma gitti.

belgeselde bi ara jüpiter gazdan oluştuğu için üstüne konamadık ve bi uydusuna iniş yaparak ordan baktık jupitere. işte ben o güzel manzarayı görünce keşke gerçek hayatta da europa'da(üstüne iniş yaptığımız uydu) oturup jüpiteri izleme şansım olsa diye düşündüm. sonra aslında ayda oturup içerken dünyayı izlesem daha güzel hem de çok ironik olur diye düşündüm. düşünsene yıllarca dünyadan aya bakmışsın şimdi de ordan dünyaya bakıyosun, sanki bişeyler tamamlanmış gibi, böle feci çok anlamlı garip bi hareket bence. vay be bian çok istedim yapmak, keşkeyapsam. işi daha da güzelleştiren, sen aydan dünyaya bakarken kesin dünyadan da sana bakan birileri oluyodur. ayrıca aklıma şey geldi:

bi keresinde Sevgi'yle balkonda oturmuş aya bakıoduk ama ay gittikçe alçalıyodu ve alçaldığı yetmezmiş gibi bi de pembeleştiyordu. yarım saat süresince pembeleşti pembeleşti derken kızardı ve bi yandan da alçalmaya devam etti. en sonunda kıpkırmızı olup yokoldu. ne biçim üzümüştüm ben ama ya. bi daha ay hiç geri gelmicek bu onu son görüşümüz olucak sanmıştım, gözyüzüne ne zaman baksak onun boşluğunu hissedicez ve kalbimizde buruk bi acı oluşacak sanmıştım. bu kadar üzülmekte haklıydım bence çünkü sonuçta ay genellikle kızarıp aşağı düşen bişey diildi. ama ertesi gün hiçbişey olmamış gibi yine tipik beyaz haliyle ordaydı. biraz gıcıkolmuştum.

1 comment:

synonimus said...

"fly me to the moon, let me play among the stars... "