Saturday, January 16, 2010

az kalsın askerde sıkıntıdan ölerek şehit olan ilk insan olucaktın

bu yazı çok uzun oldu o yüzden hepsini okumaya üşenenler için bi kolaylık yapayım: italik yazılı kısmı atlayabilirsiniz, hikayeden bişey eksilmiyo.


şimdi ben sürekli yazı yazıyorum derste, yolda, balkonda falan ama kurşun kalem kullanmıyorum. çünkü kurşun kalem zamanla etrafa bulaşarak siliniyo; halbuki ben yazdıklarım kendini imha etmesin, yaşlanınca okuyayım onları istiyorum.

neyse, şimdi hem evde, hem dışarda yazı yazdığım için bi sürü defterim var ve biri evde, biri çantamda olmak üzere 2 tane tükenmez kalemim olması gerekiyo bu yüzden. bi kaç ay önce evdeki mevcut tükenmez kalemlerin hepsi tükenince ben de okulun ordan 3 tane tükenmez kalem aldım. ama en dandiklerinden, sarılar var ya hani, onlardan işte.

ben sanıyordum ki bütün tükenmez kalemler öyle senelerce tükenmeden yazar; ama çok yanılmışım. bu sarılardan bi tanesi hemen bitti. yani başından beri içinde hiç mürekkep mi yoktu yoksa ben ayı gibi yazı yazdığımdan, zaten dandik olan kalem hemen mi bitti bilemiyorum ama bitti işte. bi hafta sonra diğer 2 sarı kalem de bitti; yani başlangıçta aldığım o 3 kalemin hiçbirisi şu an yazmıyo, gıcık oldum. gerçi 50 kuruşa almıştım ama 2 hafta yazamadan bitmeleri de gerekmiyodu yani ucuz diye.

ucuz sarı kalemlerden bi fayda göremeyince ben de gidip kırtavsiyeden 3 milyona adam gibi bi tükenmez kalem aldım. ama o da 1 hafta sonra bozuldu, kelimenin yarısını silik yazıyo yarısını normal, çok sinirlendim. baktım hiçbi aldığım tükenmez kalemde iş yok hemen anneme sığındım. "tükenmez kalem var mı nolur" dedim. bi şirketin tükenmez kalemini verdi bana, normal, yazıyo falan, güzel yani(bunun adı şirket tükenmezi olsun). ama bi tane sonuçta; bi de çantamda taşıyacağım tükenmez kaleme ihtiyacım var ki sürekli eve gel, çantadan çıkar, dışarı çık, çantaya koy şeyi yaşanmasın. ertesi gün evde kimsenin girmediği karanlık kısımlarda derin araştırmalar yapıp güç bela bi kalem daha buldum(bunun adı da derin kalem olsun) derken o çantada taşıdığım şirket tükenmezi silikleşmeye başladı, hayallaaam dünyadaki bütün bu tükenmez kalemlere neoluyordu?

şirket tükenmezinin silikleşmesinin ardından trende hergün "2 kalem 1 milyon" diyerek dolaşan adam gözümde daha çok takılmaya başladı. üstelik kalemlerin kapağında fener de vardı, onlardan aldım sonunda. adam bi turuncu bi siyah kalem verdi bana. başka renk de isteyebilirdim girişimci günümde olsam ama asosyal günümde olduğum için adamın verdiklerine razı oldum. aynı akşam selçukla konsere giderken otobüste, selçuğa "bak trendeki kalemlerden aldım" diye göstericekken, selçuk "yaa onlar dandiktir" diyerek kalemlerime ön yargıyla yaklaştı, bu yüzden birinin ışığı bozuk çıktı dieri de yazmıyo. bence selçuk kalemlerime ön yargıyla yaklaşmasaydı bu sefer kesin hepsi süperbişekilde çalışıcaktı. selçuğa çok uyuz oldum. neyse en azından ışığı bozuk olan siyah yazabiliyodu; zaten yazsa yeterdi bana artık, bu saatten sonra ışık peşinde koşucak diildim.


neyse sonuç olarak elimde 2 tane tükenmez kalem kaldı, birincisi derin kalem, öbürü siyah kalem. evdeyken siyahla; dışardayken derin kalemle yazıyodum ki bi gün balkonda nesquikli sütümü alıp, tamgüneş batarken yazı yazmak üzere oturduğumda, bu siyah kalem elimden fırladı ve şimdi yazının bundan sonrasını defterdeki notlarımdan takip edicez:


01.01.2010
senenin bu ilk balkonda yazı yazma denemesine başlarken bir kayıp verdim. siyah kalem dramatik bi şekilde balkondan düştü. tam yazmaya başlayacakken elimden zıpladı, 1 metre kadar yerde zıplaya zıplaya ilerledikten sonra zıplama yüksekliği azalarak bitti ve bir süre sürüklendi; bu sürüklenme balkon zemininin ucuna gelene dek devam etti ama yavaşlayıp tam durduğu noktada balkon bittiği için, kalemin bi kısmı dışarı taştı ve dışarı taşan kısmı balkonda kalan kısmından daha ağır olunca dengesini koruyamayarak aşağı düştü. evet aynen böyle oldu, çok güzel anlattım.


kalem düştükten sonra, resmen kendimi çok kötü hissettim. öte yandan özellikle gitmek ister gibi elimden fırladığından, onun bahçede kendi serüvenini yaşamasına izin vermeye karar verdim. belki benim kalemim olmak yerine başka bir hayat istiyodu. şimdi peşinden gidip planlarını bozmamalıydım. hatta belki basitçe doğaya daha yakın olmak istemiştir, çimenlerin üstüne düştü sonuçta.
..........


05.01.2010
..........
acaba siyah kalem napıyodur, bahçeye inip arasam mı? ama karanlık oldu şimdi karanlıkta bulamam ki..
..........


07.01.2010
..........
siyah kalemi görebilecek miyim diye balkondan aşağı bahçeye baktım şimdi. gördüm gibisanki ama başka siyah şeyler de vardı, gördüğüm siyah şey o muydu yoksa başka siyah şeyler mi oydu hatta belki de hiçbiri o diil miydi bilemiyorum.
..........


10.01.2010
..........
günlerdir yağmur yağıyordu. herhalde siyah kalem toprağa gömülmüştür. gidip baksam da bulamam artık:( resmen gidip almadım zamanında ve bu şekilde yok olup gitmesine izin verdim onun, pişman gibiyim
...........


12.01.2010
..........
öf bu kalem de bozuldu(derin kalem) inip baksam mı acaba siyah kaleme ama yine hava karanlık, bulamam şimdi; şans eseri bulabilsem de kesin bozulmuştur artık. keşke ilk düştüğü gün inip alsaydım, muhteşem bi kalemdi o.
...........


15.01.2010
..........
siyah kalemimi çok özledim. o yumuşaklığı ve dışı simsiyah olmasına rağmen şaşırtıcı bi şekilde mavi mürekkebiyle kısa zamanda kalbimizde güzel bir yere sahip olmuştu. ama özleme sebebim bu güzel özelliklerinden çok, birlikte çok iyi vakitler geçirmemizden kaynaklanıyor. mesela taksimdeki şu yazıyı onunla yazmıştım: http://livingmaze.blogspot.com/2009/11/40-ylda-bi-empati-yaptm-o-da-kendimle.html ne güzel bi gündü.
..........


16.01.2010
bu sabah arkadaşımdan eve dönerken -30 derecelik soğuğa aldırmaksın bahçeye girip siyah kalemi aramaya başladım. yağmurdan bataklık gibi olmuş toprağın üstünde yürürken -bi yandan da hava -50 derece tabi- çimenlerin arasında buldum onu sonunda. yer yer çamurlu ama beklediğimden çok daha temiz bir şekilde duruyordu orda. alıp eve götürdüm hemen, lavaboda güzelce yıkadım, hala yazıyor mu diye bir bakayım dedim, o kadar yamura rağmen yazma yeteneğinden hiçbirşey kaybetmediğini görünce şaşırdım. haftalar sonra kalemime -üstelik hala yazar bir halde-kavuştuğım için çok sevindim. onu uzun süre orda bıraktığım için üzüldüm biraz ama kendi atladı sonuçta. belki dışardaki hayatı da gördüğü iyolmuştur. böyle bi serüven kaç kalemin başına gelir ki?

1 comment:

Tunai said...

Gerçekten sorumluluk alma konusunda problemlerin var