Saturday, January 9, 2010

algılarınızın ayarlarıyla oynamayın

sahil burası. hava 15 derece olunca bisiklete bineyim dedim. ocak ayındayız ve bütün mevsimleri yaşıyoruz, dünyanın en şanslı insanıyız.

meteoroloji 15 derece dedi ama ben bu 15 dereceye çok fazla inanmadığımdan paranoya yaptım. çünkü geçen sefer de 15 derece demişti, güneş batınca donmuştum.

baya sıkı giyindim. sıkı giyindim derken, mesela giyilecek şeyler belliyse pıtpıt aslında 45 saniyede falan giyinilebilir. ama ben o kadar çok şey giydim ki sırf sırayla giymesi bile çok uzun sürdü. askılı t-shirt, üstüne kapşonlu bluz, üstüne hırka; sonra altıma eşofman altı giymiştim ama bu beni tatmin etmedi, çıkarıp tayt giydim. sonra taytın üstüne tekrar eşofman altını giydim. ardından atkı taktım, montumu giydim ve ayağımda zaten bi çorap varken üstüne başka bi çorap daha giymeye çalışınca "dur ya dedim", "bu kadar korkuyosan hiç çıkmıyalım yani, ev de güzel sonuçta" ama çok kararlıydım, binecektim o bisiklete. 2. çorabı da giydikten sonra yanıma bir de yedek hırka alıp(sanki giyecek bi yerim kalmış gibi) yola koyuldum.

hava çok ılıktı, kısa bi süre sonra 1000 kat giyindiğimden ötürü sıcak bastı tabi, atkıyı ve montu çıkardım. bisiklete bağladığım yedek hırkayla göz göze geldikçe de gülüyordum.

45 dakikalık bi yolculuğun ardından migrosa gittim, kırmızı tuborg yoktu koskoca migrosta, çok üzüldüm. "bir şeyin değerini, onu ararken aynı yere kaç kere baktığın belirler" lafımı doğrularcasına migrosun bira dolabını 4 kere baştan başa inceledim. evde olsam 10 kere daha bakardım ama o kadar çok bakmak migrosta garip kaçacağından 4'ü yeterli buldum. 4. bakışımda da kırmızı tuborg bulamayınca kalbim kırık bi şekilde efes extra aldım. migros kasiyeri bana durupdururken indirim yaptı, 40 kuruş eksik para aldı. haketmediğim bu indirim gözlerimi yaşarttı. kırmızı tuborg bulamamanın üzüntüsüyle bu ağlaklık birleşince hiçbişey olmadı. zaten şimdi içerken anlıyorum ki tad olarak pek bi farkı yok efes extranın kırmızı tuborgdan. ama yine de bi dahakine bulursam kırmızı tuborg alırım çünkü onun gözleri var(bkz: http://livingmaze.blogspot.com/2009/07/zaten.html) yazıdan başımı kaldırdığımda bana dehşet içinde bakmasını seviyorum.

tadı aynı dedim de aklıma geldi. bir keresinde, ameliyattan 3 gün önceydi, sigara içki falan içmiyodum bağışıklığım azalmasın diye. selçuk , eray, melis, ben king oynamak için selçuklarda toplanmıştık. onlar bi sürü bira almıştı ben sadece bi tane almıştım, o da 30 luk beck'sti(almanyada hep becks içiyoduk o günlerin anısına almıştım, zaten ameliyat olacağım için hayatımın son günleri tribindeydim). selçuklar da skol falan almıştı ucuz ucuz, beni eleştiriyolardı bi yandan becks e fazladan para veriyorum diye. neyse oyuna başladık, ben biramı küçük bi bardağa koymuştum ki bitince bi daha bardağı dolduriym çok içmişim gibi olsun(yazık bana resmen) eraylar da uyum sağlamak adına biralarını bardağa koymuşlardı. sonra, oyun esnasında bi ara ben kendi kağıtlarıma odaklanmışken, eray benim becksle dolu bardağımı, skol dolu bir bardakla değiştirmiş. ben kendi bardağım sanarak bu skolden bi yudum alıp biranın farklı olduğuna dair bi tepki vermeyince, çok eğlenmişlerdi. becks bi yalanmış, pis zengin falan demişlerdi(o zaman zengindim). bunu anlattım ve bi anıyı daha ölümün elinden kurtarmış oldum.

................

piyanoya başlamama neden olan şarkı çalıyor, negüzel. tamşuan şarkı söylemek istiyorum ama zaten dağınık saçlarım ve solmuş rengimle çocuk parkının yanındabira içip yazı yazarken yeterince alakasız görünüyorum; bir de şarkı söylemeye kalkarsam toplum deli olduğuma kanaat getirilebilir. halbuki ben deli olmak istemiyorum, toplumdan o kadar kopmadım, toplum bana lazım oluyor, çok fazla dışlanmak istemiyorum.

.................

hava buz gibi oldu, iyi ki milyonlarca şey giymişim(gerçi o yedek hırkayı giyecek duruma gelmedim hala, ama artık hiçbi hava onu giyecek kadar soğuk olamaz zaten benim gözümde)

2 comments:

Tunai said...

"çocuk parkının yanındabira içip yazı yazarken"

ne güzel, imrendim

mehmet akif said...

himmm