Wednesday, December 23, 2009

ultra ince incelik

aziz dostum arthur schopenhauer,

biliyoruz ki günlerini azap ve umutsuzluk içinde geçirdin ve karamsar bakış açının sana gösterdiği dünya dışındaki başka bir dünyanın mümkün olmadığını düşündün. ama keşke bu karamsarlık içinde boğulup gitmeseydin. mesela düşünsene, ben geçen gün yazı-turaya karşı bütün inancımı kaybetmenin şokunu yaşadıktan sonra -tabi sen bunu bi problem olarak görmeyebilirsin sevgili arthur ama bu gerçekten önemi bir problemdi benim için ve bu dünyayı subjektif bir şekilde algıladığımızı yadsırsak anlamını da kaybederiz. neyse benim söylemeye çalıştığım, ben geçe ngün sıkıntı içinde perdeler de kapalıymış, gündüz olmasına rağmen baya karanlık bi odada uyyakalmışım, bi de novembers doom o esnada loop'taydı; tabi ki hiçbirimiz ismi novembers doom olan bi gruptan neşeli müzik yapmasını beklemiyoruz. ben kalbi kırık bi şekilde uykuya dalmışken o çalmış da çalmış ve kimbilir belki de biz buna bir çeşit depresyon diyebiliriz çünkü o sırada aklıma karamsar şeyler gelmiş olabilir. eğer arthur, bu bakış açısı içinde ipin ucunu kaçırsaydım tıpkı senin gibi benim de bi ömür boyum depresyonda geçerdi. en azından bir kaç ayım kesin geçerdi.

ama seni anlamıyor değilim tabi ki, daha sonra senden etkilenen nietzsche'nin kurduğu cümlelerden biri olan "insana dair hiçbir şeye yabancı değilim"i kendimin de onayladığı olmuştur. elbette ki ben de öfkenin ve acının ne olduğunu biliyorum. elbette ki hepimizin küçük hassas bi kalbi var. neden dünyadaki en küçük ve hassas kalp seninkiymişçesine, neden en kötü travmaları sen yaşamışsıncasına, neden bütün insnalar mutlu bitek sen mutsuzmuşsuncasına bi tavır takındığını, bütün filozoflar oturduk tartıştık fakat tatmin edici bir yanıt bulamadık. hatta bi ara wittgenstein bunları düşünmekten sıkılıp "üzerinde konuşulamayan hakkında susulmalı" diyerek oturumu terketti ama onun huyu öyle. o gittikten sonra biz yine subjektif ve bilimsel olmayan yönleri de dahil olmak üzere, bu evreni anlamaya çalışmak için düşünmeye ve empati kurmaya devam ettik.

sevgili arthur benim asıl söylemek istediğim, dün ben uyanınca birden karanlık bi odada karamsar olmuş olmanın bile değişik bi kafası olduğunu düşünüp "üzülmen gerekiyorsa üzül" numaralı yöntemi kullandım. bence biinsanın atabileceği en büyük adım sorunlarıyla barışması olabilir. kesinlikle sorununu kabul edip güzel güzel üzülmek iyi birşey ama sen hayatın boyunca bu dünyanın mümkün dünyaların en kötüsü olduğunu düşünmekten iyimser bakış açılarını hiç ciddiye alamadın. iyimser dünyaların bir ilüzyon; karamsar dünyaların gerçek dünya olduğuna gönülden inandın. halbuki gerçek dünya normaldi, nötrdü. karamsar ya da iyimser olan hiçbirşeyin gerçek dünya olduğunu iddia edemezdik ya da dünya iyimserken ne kadar gerçekse kötümserken de bizim için o kadar gerçek olmalıydı. sadece karamsar açıya takılı kalıp onu mutlak kabul etmek bir hataydı, sadece acılarımıza odaklanıp iyi duygularımızı geliştirmemek bir hataydı.

aziz dostum schopenhauer, ismindeki harflerin dizilimine hastayım ama bence biraz sorunlarını analiz edip, nedenlere inip, cesurca onlarla yüzleşirsen onların aslında o kadar korkunç şeyler olmadıklarını görürsün. bence sevgili arthur yaşayacağın en büyük travma, en büyük utanç falan bunların hiçbiri, temeline inip, yüzleşip altındaki nedenleri görürsen atlatılamayacak şeyler değildir. onlara tabi ki basit, kolay ya da önemsiz şeyler gibi davranmaktan bahsetmiyorum. benim demek istediğim bunlar çok önemli, o kadar önemli ki yüzleşilmeyi ve çözülmeyi hakediyorlar. onlar senin bir parçan ama tamamın değil, bütün hayatını ele geçirmelerine izin vermemeliydin.

ve arthur son olarak, bence daha fazla zekanın daha fazla acı getirdiği konusunda yanıldın. daha doğrusu yarım bıraktın. fazla zeka ilk bakışta daha fazla acı getirse de, ikinci bakışta daha fazla çözüm getiriyordu.

6 comments:

Tunai said...

Benim odamın penceresi yok yani karanlık kapayı kapatınca sanıyorum çocukluktan beri istediğim bir şeydi bu şimdi içinde olunca süper bi şey değilmiş gibi geliyo ama süper

Sabah uyanınca gözlerimin ışığa alışması zor olsa da uykularım şahane oluyor(tabi bu kendi yarattığım bir ilüzyon da olabilir)

Bu arada bu arthuru kimin yerine koyup da öğüt verdin hafif öyle bi hava sezdim ?

Ben hala zekanın acı getirdiği kanaatindeyim, ve herkesin acısı kendine o yüzden acılarımız büyük

living maze said...

arthur hakkaten arthur burda. koskoca filozofa öğüt vermek zevkli geldi o yüzden coştukça coştum:D

living maze said...

tabi arthurun sorunlarından bahsederken kendi 20 yaşımdaki halimi baz aldığımı söyleyebilirim onu da ekliyim.
karanlık oda kötü ya. benim eski odam hiç ısık almıyordu ve hayatımın en sıkıntılı dönemi de tam o dönemdi.

Tunai said...

hayatımın en sıkıntılı dönemi bilgisayarımla uğraştığım dönemler aha bak gene kaşındım bi boklar yedim açılmıyor gene

hani lanet olsun ki benim başıma geliyor bunlar ve çözümünü de bulabiliyorum ama çözümünü bulana kadar canım çıkıyo orası canımı sıkıyo

pfff sinirle yazdım nası bak tekme tokat giricem şimdi kasaya yarın da sınavım var bi de yatıp uyumamak niye ki?! sıçıyım böyle işe

synonimus said...

heaven is a place where i get in your arms...

Metzelder said...

devrimcileri daha iyi vurmaları için alman askerlerine opera dürbünün vermiş bir adamdan bahsediyoruz. gene de aşkın metafiziği konusundaki düşünceleri hoşuma gidiyor baya. bi de sinirli bi arkadaşımız. freud'la dönemdaş olsalarmış iyi olurmuş aslında. psikanalitik olarak incelenesi bi arkadaş şopo.