Friday, December 18, 2009

save the position save the position

.....bu güne dek hatırı sayılır miktarda uçağa bindiğim söylenebilir ama yine de durumu bir türlü kabullenemiyorum. yani bugün izmir'den istanbul'a dönmek üzere bindiğim uçakta heralde 97 kere falan içimden aynı şaşkınlıkla "nasıl mümkün olabilir" demişimdir. sonuçta insan eliyle yapılmış birşey. bazen durup dururken kendimin bile varlığına inanamazken, atomlarımın nasıl olup da bir arada kalmaktan bian için bile vazgeçmediğine inanamazken, ne bileyim işte bazen bızzt diye bişey olacak ve yok olacakmışım gibi hissederken, yerden bir metal parçası içinde havalanmama şaşırmam zaten ilginç değil; ama tabiatın doğduğumuzdan beri bizimle olan kurallarına adapte olamamanın şaşkınlığından daha yoğun yıllardır kanıksadığımız bir yerçekiminin gözler önünde yok olması.

izmir'e bu gidişimde, uçakların yeni uçaklar ve eski uçaklar olarak 2 ye ayrıldığını bilmediğimden, aşırı bir şekilde hissettiğim kalkış iniş manevraları beni biraz tedirgin etti. uçakta bir sorun olduğunu düşündüm; hatta daha da ileri gidip anons sesi geldiğinde "heralde pilot bize uçaktaki arızadan bahsedicek ve birazdan düşeceğimizi haber vermek istiyor" diye düşündüm. ama sonra pilot bize uçuş hakkında birkaç genel bilgi verip herşey normalmiş gibi davranınca rahatladım. rahatlayınca da "şimdi herşey normalmiş gibi de yapmayın lan havadayız olum" diye düşündüm hemen. uçağın varoluşunun bu kadar normalize edilmesine gıcık oldum. "şimdi birbirimizi kandırmayalım, resmen havadayız yani" diyip durdum içimden.

neyse benim asıl anlatmak istediğim bugünkü uçakta hissettiklerim. daha önce bindiğim uçaklar son teknolojilerle bezenmiş, iniş kalkış manevraları hissettirmeyen, motor sesinin neredeyse hiç duyulmadığı uçaklardı. ama şimdi eski uçaklardan birindeydim. gidiş uçuşum oturduğum yerden bir sürü adrenalin salgılayarak geçmişti ama bunlar güzel adrenalinlerdi, evreni çok sevdiğimi bi kez daha düşündürtmüştü bana. oturduğum yerden bir sürü his hissedebiliyordum negüzeldi, seksi şeyler dışında oturduğun yerden bu kadar fazla heycanlanamazsın sıklıkla. bu dönüş uçağı da yine böyle eski uçaklardandı, dolayısıyla hazırlıklıydım ara sıra boşlukta düşüyormuş gibi hissetmeye.

şeyi hiç sevmiyorum: uçağa biniyorsun ve sana yaklaşık 10 dakka boyunca düşme durumunda yapılacakları anlatıyorlar.. geliş uçağında sadece kabin basıncının düşmesi durumunda oksijen maskelerinin yukardan sarkacağını söylemişlerdi ve can yeleği kullanımı hakkında birkaç bilgi vermişlerdi. bu dönüş uçuşunda ise çok ileri gittiler. oksijen maskesi ve can yeleğinden sora acil inişte açılacak kaydıraktan hangi pozisyonda kayacağımızı ve beni asıl strese sokan, düşüş anında "brace the position" komutunu duyduğumuzda başımızı kollarımızın arasına alıp ön koltuğa yaslanmamızı söylediklerinde uçuş keyfi benim için bitti. bence artık uçmasak da olurdu, eve yürüyerek ya da otobüsle gidilebilirdi sonuçta.

bütün o uyarıları dikkate alırken bi hikaye beliriyor. kendini öyle bir senaryoda tasavvur etmek durumunda kalıyorsun. yani diyor ki: kabin basıncı düşünce oksijen maskeleri sarkar. aklına hemen filmlerde gördüğü kareler geliyor ama film değil gerçek ve oyuncu yerine sen varsın. kabin basıncı düştüğünde hissedecekelrinde empati yapıyorsun. sonra can yeleği giyilecek diyor. denize mi düşeceğiz diye yeni bir tasavvura giriyorsun.

işte böyle bir başlangıçtı. titreşimli uçağımız ve motor sesimiz tüm kararlılığıyla ve kalkış manevralarıyla bedenimizi uyardıktan sonra, bu sefer çok fazlaydı sarsılma ve ben 62. kez "nasıl mümkün olabilir" derken, kötü hava şartları yüzünden girdiğimiz türbülansların haddi hesabı yoktu. ben daha nasıl uçabildiğimizi anlayamadan bence düşecektik. türbülansla birlikte uçağın sarsılması ve boşlukta düşüyor gibi olan o his her 5 dakkabir bizi yakalıordu. yanımda takım elbisesiyle, bikaç tonluk metalle havada uçmuyormuşçasına bir soğukkanlılıkla, gazete okuyan işadamı gibi adam bile yüzünü buruşturup gazeteyi kapattı. bence bu sefer kesin ölüyorduk. sonuçta bu son girdiğimiz artık türbülans falan değil direk düşme irtifa kaybedişiydi. güzel bir hayatım olduğunu düşündüm. ama uçak hayatın anlamını düşünmek için hiç iyi bir yer değildi. ben bi ara öleceğimizden kesin emindim. uçağın üstüne yıldırım düşünce "vay be son günüm
böyleymiş yani" dedim. aklıma jim morrison ın en güzel ölüm şeklinin uçak kazası olduğunu söylemesi geldi. yani günün birinde ölecek olduğumu kabullenmiştim ama nedense acısız olacağını düşünüyordum. ameliyatta mesela; ya da daha hızlı bi şekilde. her anını özümsemek zorunda kaldığım bir uçak kazası planlarım arasında deildi. ayrıca mutluydum ve
yapmak istediğim bi sürü mutlu şey daha vardı. anons bipi duyuldu, pilot hiçbirşey olmuyormuş gibi davranamazdı herhalde artık bu sefer. hava şartlarının çok kötü olduğunu, bu nedenle sarsılabileceğimizi söyledi. bu, "uçakta durumlar çok kötü ve birazdan ölücez" demenin yumuşatılmış bir versiyonu olabilir diye düşündüm.....

18 comments:

Tunai said...

Yok be sende baya baya uçuş korkusu var uçmasına fln şaşırmıyosun aslında

living maze said...

bence bende düşüş korkusu var. giderken ve daha önceki binişlerimde de korkmamıştımsonuçta, dönerken türbülanslar falan kötü yaptı:/

Anonymous said...

uçurtma uçarken de nutkun tutuluyor olmalı heralde edvard munch ın çığlık resmindeki şekil. prensipte aynılar çünkü aralarındaki fark senin şimdiki zamanı kullanmanla chuck ın şimdiki zamanı kullanması arasındaki fark gibi. ve bence eski uçaklarla yapılan uçuşları daha pahalı yapmalılar çok eğlenceli oluyo, adrenalin salgılattırıyor, film olarak hayatını izlettiriyor, hayatın anlamını sorgulatıyor, ben vizyoner havacılık diye buna derim kalite budur müşteri tatmini budur, tüm bunların yanında öldürme olasılığı katlanılabilir bir risk bence, hem ne farkederki felsefik olarak ilerlemen imkansız hatta sorular daha çok artıcak daha geri düşücen başka bir deyişle 20 yıl sonra olsan başın göğe mi ericek (deyim cuk oturdu)
evet 20 yıl sonra ölücen. optimus primus anonimus öldürecek.

living maze said...

nası uçurtmayla aynı mantık olabilir ya. uçurma hafif bişi, kuş da hafif o da uçabilir. uçak uçamaz. eminim.

Anonymous said...

if it makes u fly, yes i'll lie

bijou said...

UÇAK ALANI

Güneş hızla duruyor
Biriyim yolculardan
Eski bir gökyüzünden başka alana
İki büyük çantam var
Kocaman bir ek gibi şaşkınlığıma.

Ve olmakta olmanın sallantılı alanı
Kuşlar boşluk uçtukça
Bir şey hızla duruyor
Bir uçak sanki bin uçak
Bir gün öğleden sonra her gün öğleden sonra.

EDİP CANSEVER

mafiz zamir said...

o diilde ben ya bu uçak hep hava da kalırsa diye uyuz olurdum
hala da oluyorum aslında insan 10 saatten fazla aynı kutunun içinde kalınca aşağı yukarı sağ sol gece gündüz yönmön kalmıyo
tam da alışmışken birden kendini dış dünyada buluyosun çok feci
işde ozaman uçmasına değil de inmesine şaşıyo insan vay be hiç inmicez sanmıştım gibi geliyo insanın içinden

living maze said...

@eray: sen zaten 12 saat nasıl dayanıosun, incelenmesi gerek bunun.

@selçuk: iğrenç bi şiirmiş hiç beğenmedim.

bijou said...

olmakta olmanın sallantılı alanındayken oku

living maze said...

yok öyle de kötü, nasıl okursan oku kötü bi şiyir bu.

TÖE said...

-uçak mühendisi olsaydım da kesin şaşırırdım. "ben yaptım uçtu"

-ve ben 62. kez "nasıl mümkün olabilir" derken

her okuduğumda daha da kopuyorum. bi insan bu kadar içten ve eğlenceli bir kişilik olamaz. hayır, olabilirmiş (bkz. bagüm şahin)

living maze said...

@TÖE hehe saol, beğenmene çok sevindim:D

Jack said...

o değil de, o kadar uçak yapıyorsun, uçuyor falan, tamam, şukela. diyelim bi gün bunun tekeri açılmıyor misal, o zaman at gitsin yani. gerçi atmasak çakılcak bi şekilde fakat bu kadar basit olmasına kızıyorum durumun. ya da ben cevap veremeyişime kızıyorum "iniş takımları açılmazsa napıcaz" sorusuna. şöyle ki: doğası gereği uçan birşeyin inmesi gerekir ama bunu mümkün kılan mekanizma arızalandığında inemiyor, çakılıyor. korkmamın nedenlerinden biri bu fakat daha da ötesi, böyle bi durumda bilimin, mühendisliğin ve benim dahi yanıt bulamamam en korkutucu kısmı. var mı fikri olan? o hızla giden bilmem kaç ton bişeyi indirmenin yolu?

bir de doğası gereği uçan birşeyin uçmaması var, problem değil ama bu. havalanamaz olur biter. zaten öylesine bu paragraf.

living maze said...

@jack: dediğinden bişey anlamadık ama seni seviyoruz.

synonimus said...

uçağın uçmasını kağıt uçağın uçmasına benzetebiliriz; mesela kağıt uçak kanatlarının altından hava akımı sağlayarak uçar fakat bunun için gereken kinetik enerjiyi kol gücünden alır. koskocaman uçağı o kadar uzağa fırlatacak kadar büyük bir kol henüz yapılamadığı için kendileri şimdilik kanatları altındaki o devasa blenderlar vasıtasıyla gerek duydukları kinetik enerji ve hava akımını sağlamaktalar.

living maze said...

vay be çok mantıklıymış.

synonimus said...

günün birinde nükleer denizaltı deneyimi yaşayıp, gerçekliğine inanamazsanız, o konuda da yardımcı olabilirim.

living maze said...

saol eksik olma. ama heralde yaşamam nükleer denizaltı deneyimi. yine de belli olmaz gerçi.