Wednesday, November 25, 2009

This is the mind you came to fight, call it fateful. Don't be a plague, a spell to kill, you should be grateful.

neredeyse bütün hayatımı yazı-tura yönlendiriyordu. yarın okula gitsem mi hoop yazı-tura, şununla buluşsam mı hoop yazı-tura, kitap mı okusam film mi izlesem hoop yazı-tura.

yazı tura benim dinimdi. hatta onunla ilgili ayrıntılı yazı bile ele almıştım (şu: http://livingmaze.blogspot.com/2009/04/yaz-tura-atlrken-dikkat-edilecek.html) ne zaman kararsız kalsam -ki her zaman kararsız kalıyordum- bana o yol gösteriyordu. dolayısıyla kararsız kaldığım pratik konularda çok fazla düşünmeme gerek kalmıyor, hayatım kolaylaşıyordu. karşılığında ben de, o ne derse yapıyordum. eğer yazı-turanın dediğini yapmazsam, bir dahaki sefere bana doğru cevabı söylemeyeceğine inanıyordum. gerçekten delirmiş olmalıydım. ama sonuçta yazı-tura beni hiç yanıltmamıştı. mesela akşam şuraya gitsem mi diye sorduğumda git derse, gidince kesin iyi vakit geçiriyordum; gitme dediği halde gidersem bi yere, kesin kötü bişey oluyordu.

bu sabah lisede stajyer olarak derse girmemiz lazımdı sevgiyle. dün akşam msn'de bu konuyu konuşurken, çok üşendik ertesi sabah erken kalkmaya. gitmesek mi sevgi dedim, valla gitmeyelim ya dedi, ama hocaya gelcez dedik dedim, o zaman gitmemiz lazım dedi, karar veremedik. ben de yazı tura atmayı önerdim hemen. yazı gelirse gitçez tura gelirse gitmicezdi. nolurturagelsinnolurturanolur derken yazı geldi. yıkıldım. bu acı haberi sevgi'ye verdim o da yıkıldı, inanmak istemedi ve kendi şahsi yazı turasını kendi atmaya karar verdi. ona da yazı gelince, demek ki kesin gitmemiz gerektiği konusunda ancak ikna edebildim.

neyse sabah 7 de kalkıp çıktım yola. normalde ben atalar'dan sevgi maltepe'den aynı trene biniyoruz, sonvagonda buluşuyoruz. ama bi gittim, trenler çalışmıyodu. memur grevi olduğunu görmüştüm gazetede ama trenlerin çalışmayacağını hiç düşünmemiştim doğrusu. madur olsak da emekçinin yanındayız o ayrı konu. sevgiye trene binemediğimi haber vermek için telefon ettim, telefonu annesi açtı ve sevgi'nin telefonunu evde unuttuğunu söyledi. sorna ben de trenden ve sevgi'den umudu kesip otobüse bindim.

otobüs çok kalabalıktı, ordaki 1500 kişinin arasına bir şekilde sıkıştım. her durakta yeni birileri biniyor ama asla hiç kimse inmiyordu. otobüsün içi artık o kadar kalabalıklaşmıştı ki resmen tombullaştı otobüs; yani dışardan bakarsanız otobüsün yan duvarlarındaki bombeyi görebilirdiniz bence. bostancı'ya gelince benim artık inmem gerekti. ön kapıyı açar mısınız dedim şöföre. açtı saolsun. sonra önümdeki 700 kişi ben inebiliym diye otobüsten geçici olarak indi ama tam ben inerken, kulaklığımın kablosu bi yere takıldı ve bütün otobüs kulaklık kablosu çözmek için seferber oldu. milletçe yakaladığımız bu birlik ve beraberlik beni çok duygulandırdı gerçekten.

otobüsten indiğimde derse 10 dakka geç kaldığımı farkettim. zaten stajyerim, zaten hoca çocukların benim yüzümden derse konsantre olamadığını düşündüğü için benden iğreniyor; bi de 10 dakka geç kaldığım halde derse girmeye kalkışsam kesin çok fena döverdi beni. bu arada öğretmenler gününde bi arkadaş bana öğretmenler günümü kutlayan bi mesaj atmış, çok hoşuma gitti ama konu bu diil. derse girmedim ve o kadar yolu boşu boşuna gelmiş olduğumu kabullenmek zorunda kaldım. yazı tura resmen bana yalan sölemişti, çok sinirliydim. tam şuan, evde sıcacık yatağımda uyuyacakken beni memurların grev yaptığı şu 25 kasım sabahı yollarda süründürmüştü.

bari okulun kapısının önünde bekliyim, ders çıkışı, telefonunu unuta unuta bu gün evde unutmuş olan sevgi'yi yakalarım diye düşündüm. neyse ki sevgi hemen geldi yanıma hiç beklemeye gerek kalmadan çünkü hoca yokmuş. o da bi memur sonuçta.

sevgi'nin yolda yaşadığı işkenceler benimkinden bile daha kötüydü. o da yazı-tura'ya gıcık olmuştu. bu sabah böyle kapanmasın, gidip bi çay içelim bari; hem belki o arada önemlibişey olur diye düşündük. hala yazı turadan umutluyduk, bizi ders için getirmediyse de belki başka bi sebep için buraya getirmiş olabilirdi. gerçi bu kadar sinirden sonra bu sabah kurtarılabilir miydi bilemiyorduk ama mesela yürürken yerde 3-5 milyar bulursak inanabilirdik yazı turanın bizi kandırmadığına.

gittik yemek yedik hiçbişey olmadı, çay içtik hiçbişey olmadı, sahilde yürüdük hiçbişey olmadı, bankta oturduk yine hiçbişey olmadı. sonunda pes ettik. gerçekten de kandırılmıştık. sonra dönüş için otobüse binelim derken otobüsü ucu ucuna kaçırdık. iyi birşey olmadığı gibi, hala ısrarla hiçbi işimiz rast gitmiyodu. sonunda eve ulaştığımda artık bi dinim yoktu. acaba yazı-turaya inanmayı bırakmak yerine bu dine isyan edip bi süre dediklerinin tam tersini mi yapsam diye düşündüm. ama vazgeçtim çünkü belki de artık bu bataktan çıkma vaktim gelmişti ve kendi kararlarımı kendim vermeyi öğrenmem lazımdı.

2 comments:

Anonymous said...

vay anasını!!!
şimdi sen yazı-turaya inanmayı bırakınca biz de bırakmış sayıldık mı?
resmen şok yaşıyorum lan tam şu an...
bismi

living maze said...

bence siz de yol yakınken geri dönün:/