Friday, October 30, 2009

kişi başına düşen kişi sayısı birdir

eray:
benim de demin aklıma dünya neden dönüyo sorusu geldi
düşündüm düşündüm
fizik bilgimin bunu açıklayamadığını farkettim
daha bunu açıklıyamıyoken evrimden big bengden bahsetmek saçma geldi
resmen açıklıyamıyodum lan
hemen gugıldan arıyıp buldum neysekı
rahatladım

begüm:
nedenmişnedenmiş

eray:
İlk olarak 1687 yılında Sir Isaac Newton'un 'Hareketlerin Kanunları' isimli kitabında belirttiği gibi eğer bir şey hareket ediyorsa ve ona hiçbir dış kuvvet etki etmiyorsa hareketine sonsuza kadar devam eder. Dünyanın ilk dönüş hareketini nasıl kazandığı tam olarak bilinmiyorsa da onu etkileyecek önemli ölçüde bir dış kuvvet olmadığından dönüşüne epey bir süre devam edeceği kesin.

begüm:
ahuehua çoksaçmaymış
bunu bileceğime hiç bilmeseydim daha iyiydi

eray:
auehuaheua
peki yerçekimi

begüm:
o dünya döndüğü için oluşuyo
ama artık dönmesinin bi anlamı kalmadığından yer çekiminin de bi anlamı yok

eray:
humm
şuna ne dersin
dünyaya en yakın galaksi alfa senturi
ve oda 25.000.000.000.000 ışık yılı
tam okadar mesafe boyunca çevremizde hiç bişi yok
boşluk lan
git git bitmez
ölürsün

begüm:
25000000000000 mü
çokmuş olum
kendimi çok yalnız hissettim şuanda
dünyamızın başına bişey gelse hiçbi galaksi yardıma koşamaz

eray:
hakkaten çok yannızız lan
resmen korkunç

begüm:
neyse gezegenlervar
onlar yakın
galaksi gibi olmaz tabi ama idare ederler

eray:
işala
olm bişe olsa allah bile gelmez okadar mesafeden

begüm:
ahuhuehauhue
allah hangi galakside oturuyomuş

eray:
alla bilir nerde

begüm:
dünyayla ilgilense zaten böle mi olur
işinin başında dursa
adam gibi dönme nedeni falan bulsa

eray:
döndürdüğünü bile unutmuşdur o

begüm:
ahuaehuaehua

eray:
begüm lan bişe daha vadı

begüm:
neymiş

eray
ya öbür galaksilerde gezegenler filam yakınsa
gidip geliyolarsa fılam
hersey mütüşse

begüm:
oraya taşınalım o zaman
bi dakka durmuyalımburda

eray:
o zaman intaar ederim lan kendimi

begüm:
beni de intaar et öyle bidurumda

eray:
neyse belki yeterince beklersek bizi kurtarmaya gelirler

begüm:
hıhı
yeterince beklersek herşey olur

yerçekiminden nefret ediyorum

evde kendi kendime söylenmelerimi son zamanlarda ingilizce yapıyorum. demin twitterda gezerken çok alakasız insanların sayfasına kadar geldiğimi farkedince "what am i doing at this page" dedim sonra bi de o sayfa canımı sıkınca, eric cartman edasıyla "i am going home" dedim. bunu dediğim sırada yukarda home diye bi sekme olduğunu farketmem ve ona basınca beni kendi sayfama götürmesi bi an çok komik geldi. anlatınca komik olmuyo tabi.

bi keresinde de arabada giderken çok bunaltıcı düşünceler içindeydim. bi yandan da mor ve ötesi çalıyomuş mp3 playerımda ama ne çaldığının farkında diildim (olumsuz boğucu bunaltıcı düşünceler içinde kaybolmuştumçünkü.) sonra düşüncelerin arasından kafamı çıkarıp çok içten bi şekilde "offfff çok zor" diyiverdim. farkında olmadan ses bile çıkarmıştım bunu
derken. benim bunu dememle eşzamanlı olarak şarkıda da "hayat o kadar zor mu" denildi. seslerimiz aynanda çıkıp birbirine karışmıştı, tesadüfe baktı. normal bi zamanda sorsa
bu soruyu, o sıradaki bütün olumsuz hislerime rağmen "o kadar da zor diil yeaa" diye cevaplardım ama böyle bariz bi şekilde tam ben çok zor derken sorunca demek ki zormuş hayat diyedüşündüm. yukardaki hikayeyle bunun arasında bi benzerlik var gibiydi, o yüzden anlattım bunu ama alakası yokmuş resmen.

Monday, October 26, 2009

ekşın için her zaman vakit vardır

hayatımın büyük bir bölümünü internette geçirdiğim için sürekli şikayet ediyorum hatta şu an hayatımdaki en büyük sorunlardan birinin internet bağımlılığı olduğunu düşünüp; günde en az 2 kere internet yüzünden yapmak istediğim diğer şeyleri yapamadığımı ve hayatımın internet başında solup gittiğini falan söylüyorum. eleştirel bir bakış açısıyla hayatıma baktığımda karanlık bir tabloyla karşılaşıyor; bu döngüden asla çıkmayacağımı düşünüyorum. daha doğrusu bikaç saat önceye dek böyle düşünüyordum.

ya hafızamın sağlıklı olmamasından ötürü zorlandığımdan; ya da birşeyleri akılda tutmanın gereksiz ve sıkıcı olduğunu düşündüğümden, yıllardır hiçbir şeyi aklımda tutmaya çalışmadım; dolayısıyla yapacaklarımı not almak gibi bir alışkanlık gelişti zamanla. bu konuda hakkaten mementodaki o herifle yarışabilirim. "x kişisini ara haberver" gibi unutulmaması gereken önemli şeylerin yanı sıra, not aldıklarım "bugün duş al, bakkaldan şunları al, çarşamba okula git, ayrıca yarına biletin var sinemaya gitmeyi unutma" tarzı gündelik şeyler de olabiliyor. neyse işte, bikaç saat önce odamı toplarken yaklaşık 15 gün evvel hazırladığım bi yapılacaklar-düşünülecekler listesi buldum. bu listedeki şeylerin büyük bir bölümünü gerçekleştirdiğimi şaşkınlık içinde farkettim. demek ki o kadar da bütün gün nette diilmişim ben ya diye düşünerek sevindim. sonra hayatımla ilgili daha iyimser olmaya karar verdim.

listeyi de yazayım tam olsun.


yapılacaklar:

*kıyafet dolabını topla giymediklerini at (topladım attım)
*çalışma masanı topla kitapları düzenle (topladım düzenledim)
*camus un kitabına başla (başladım)
*parfüm işine git (gittim para da kazandım)
*film festivaline bilet al (aldım hatta filmi izledim bile)
*piyanoda: waltz i ve mr smartı çalış iyice yerleşsin (çalıştım iyice yerleşti)
how is your life today, mad world ve serenity forgotten'ı çıkar (ilk 2sini çıkardım)

düşünülecekler:

*hedonizmle zihinsellik arasındaki hayat görüşü farkı (düşündüm)
*ihtiyaç duymakla, istemek arasındaki ince çizgi (düşündüm)
*hergün bi aktiviteye yoğunlaşmak mı daha iyi yoksa hepsinden azar azar yapmak mı(düşündüm)
*kendiliğinden ortaya çıkan istekle, görev arasındaki motivasyon farkı (biraz düşündüm)

Sunday, October 25, 2009

marjinal talep eğrisi

dün çılgın bi gecenin ardından eve döndüğümde kozmik denge ekibinden biri beni kapıda karşıladı. "begüm" dedi, "sen evde yokken hayatındaki şeylerin anlamını biraz azalttık, başkalarına lazımdı da." bunu söylerken çekinmiş gibi gözüküyordu. muhtemelen kızacağımdan korktu çünkü kime anlam lazımsa hemen benimkinden alıyorlar. bense zaten anlamsız olan şeylerin biraz daha anlamsız olmasını yeni bir sorun olarak görmediğimden durumu hiç umursamadım. ama hayatımın anlamıyla ilgili bu meseleye çok ilgisiz görünürsem de garip olacaktı şimdi, o sebepten "öf " dedim, "dünyadaki bütün anlamı emip bitirdi bu insanlar, bana hiçbişey kalmadı resmen." bu çıkışımdan sonra kozmik denge ekipçi üzülüp başını öne eğdi. daha fazla üzülmesin diye "neyse" dedim, "sorun değil. zaten hayatımın çok saçma olmasından garip bi haz almaya başlamıştım." ben böyle diyince hemen sevindi, yüzündeki sırıtmayla birlikte koşarak gitti.

biran önce gitmesi iyi olmuştu. çok yorgundum ve kozmikle mozmikle uğraşamazdım daha fazla. üstümü değiştirip biraz internete baktım, hiçbişey hissetmedim. sonra televizyonu açtım, yine hiçbirşey hisssetmedim. uyumuşum sonra

Sunday, October 4, 2009

ormandan daha dağınık

migrosa gitmiştim. migrosun arka tarafında gazetelerin olduğu yerde hayvanlar vardı, onları da satıyolarmış artık. o bölümde çalışan kızdan uykusuz istedim bi tane. kız, uykusuzu almak için kapıyı açınca bi tane zürafa kafesinden kaçıp yanıma geldi. ben de zürafayı alışveriş arabasına bindirip marketin içinde gezdirdim rüya boyunca. hatta bi ara ona rulokat aldım, çok sevindi.

Friday, October 2, 2009

atomlardan oluşmuş olması onları anlamsız yapmaz

bir bedenimizin olması maddenin tadını çıkarmamız gerektiği anlamına geliyor bence. eğer mesele sadece düşünceler olsaydı günbatımı bu kadar güzel gözükmez, günde bilmem kaç kez yemek yememiz gerekmez falan; kısacası herhangi bir bedensel aktiviteden zevk almıyor olurduk.

düşünce bile bedenimize iyi hissettirmek için var. bir konuda aydınlandığımızda ya da bir sorunumuzu çözdüğümüzde, bunun yansıması yine kalbimizdeki ağrının dinmesi ya da daha fazla endorfin salgılayıp rahatlamak şeklinde tezahür ediyor; yani düşünsel şeylerin sonuçları bile maddesel. demek ki bu hayatta önemli olan şey bedensel esenlikmiş.