Friday, September 4, 2009

referans noktası

bütün okul hayatım boyunca en az çalışmayla en yüksek notu nasıl alırım diye düşündüğüm; hatta üniversiteyi vapurda çalıştıklarımla bitirdiğim söylenebilir ama okul bittikten sonra, yani şu günlerde, bana bi çalışkanlık geldi. sabah 10 da uyanıp ingilizce okumalar yapıyor, sonra felsefe tarihindeki eksiklerimi tamamlamaya çalışıyorum. bugün yine bunları yapmıştım ki beynimin fazla çalıştırmaktan 35 kilo haline geldiğini farkettim. 35 kilo beyinle hiçbi aktivite yapılamaz artık diye üzülürken, birden balkona çıkıp kahve içesim geldi. bu ilginç bi durumdu çünkü ben ne balkona çıkan ne de kahve içen biinsnadım. ikisini aynanda ise daha önce hiç yapmamıştım.

anibihareketle mutfağa gidip kahvemi yaptım. tabi benim yaptığım kahveye muhtemelen normal insanlar kahve demiyordur çünkü 1 tatlı kaşığı kahveye 4 tatlı kaşığı süt tozu, bimiktar süt ve 5 tane şeker koyuyorum. kahveyi yaptıktan sonra balkona çıktım. güneş batıyordu ve küçük yumuşak bi rüzgar geziyodu etrafta. güneşin batarken yaydığı kızıl ışık herşeyin rengini güzelleştirmiş, evrende mistik bi hava oluşturmuştu. bir yandan evrenin bu naif güzelliğine kendimi kaptırırken; bir yandan da balkonun parmaklıklarına dayadığım bacağıma bakıp, acaba terliğim aşağı düşer mi diye paranoya yapmayı ihmal etmedim.

1 comment:

purifier said...

arada bir balkona çıkıp akşam saatlerinde gök yüzüne bi bakınmak lazım tabi.
ayrıca kahve candır ve güzel bir tesbit ki o dediğine kahve demek zor:))))