Thursday, July 30, 2009

ZATEN

geçen gün 1 kilo ağırlığındaki ruhumla birlikte evden güç bela çıkmayı başarıp bisiklete bindim. yolda giderken bir an düz mü gitsem yoksa sağa mı dönsem karar veremeyip bocaladığım bir an kaldırıma çarptım ve bisikletimin vitesi bozuldu. onu tamir etmek üzere zincirle uğraşırken ellerim hep yağ oldu. neyse ki yanıma boğaztur ıslak mendillerinden almıştım.

bisikletimin bozulmasına canım çok sıkılınca, moralimi düzeltmek için 7 buçuk milyon verip vanilyalı güzel purolardan aldım(evet hala milyonla alışveriş yapıyorum ben) malesef aldığım puro daha önce aldıklarımdan değilmiş, iğrenç bi puroymuş. içemedim bile yarısında söndürdüm. giden 7 buçuk milyonuma mı üzüleyim yoksa yıkılan hayallerime mi bilemedim.

yoluma devam ettim. vites en küçük dişlide takılı kalmıştı dolayısıyla bisiklet yavaş gidiyordu. durup bisikletin zincirini kendim büyük dişliye geçirdim, artık vites bendim. ellerim yine yağ oldu ama neyse ki yanımda bi boğaztur daha vardı.

sonunda caddebostana vardım ve çimenlere oturdum. arkamda ayı gibi gülen bi grup önümde ise bi domates vardı. o esnada kırmızı tuborgumla göz göze geldim ve bana dehşet içinde baktığını gördüm.

Wednesday, July 22, 2009

peynir labirentin kendisi

aylar; hatta belki de yıllar sonra bi kabus gördüm. aslında içinde çok kapitalist imgeler vardı. anlatayım da görün:

garip bi kazaya tanık oluyorum, benimle birlikte bu kazaya tanık olan biri daha var ki sanırım o ruh ikizim gibi birşey. rüya boyunca holivudvari bi ilişki içindeyiz kendisiyle. neyse biz bu kazayı görüyoruz ama bu, meğersem hiç kimsenin görmemesi gereken birşeymiş, mesela yoldan geçen yaşlı amca bu kazayı gördüğü için derhal öldürülüyor; bizse saklanıyoruz. askerler kazayı gördüğümüzü farketmiyorlar ama başka gören var mı diye ararlarken biz yakındaki apatmanlardan birine girmeye çalışıyoruz. kimse başına bela almak istemediği için bize kapıyı açmıyor; kaçıyoruz. sonunda nazi askeri tipli, bizi yakalamaya çalışan o garip insanlardan kurtuluyoruz.

askerler sanki sahne kostümü giymiş gibiler. yeşil giysileri, şapkaları ve donuk bakışları var. hepsi porselen ya da robot gibi gözüküyor, hiçbir duygu belirtileri yok.

neyse bir üniversite kampüsüne giriyoruz, etrafta bikaç öğrenci var. ellerinde televizyon kumandası var bu öğrencilerin. zararsızlar, kimseyi öldürmüyolar ama uyuşturcu almış gibi gözüküyorlar. mesela bir tanesi "çantamı düşürmüşüm" diyor ve çok yavaş hareket ederek saatlerce çantasını arıyor diğer kumandalı arkadaşı ile..

televizyon kumandalıların yanı sıra bi de gözlüklüler var. gözlüklüler kumandalılara göre daha zeki ama onlar da biraz garip davranıyorlar. bizimle normal konuşuyorlar gibi ama dünyanın garipleştiğinin farkında diiller. sıradan bir okul günündeymiş gibi davranıyorlar, "gecenin bi vakti üniversite kampüsünün içinde ne işimiz var" diye düşünmüyorlar hiç.

sadece ruh ikizim olacak adam ve benim gözlük ve kumandamız yok, biz normal hareket ediyoruz, onlar gibi yavaş değiliz, koşabiliyoruz çünkü biz aslında birlikten kaçmışız. bunu sonradan hatırlıyorum. birlikten kaçışımız şöyle oluyor:


...dünyanın kuytu bi köşesinde askerler bir yerde toplanmış herkese bir numara yapıştırıyor. askerler sadece görevlerini yapıyor, kimisi insanları numaralıyor, kimisi öldürüyor. iş dışında hiçbirşey konuşmuyorlar. bu ruh ikizim olan adam da asker üniformasını giymiş beni numaralayacak olan askerlerden biriydi ama onlar gibi donuk bakışları yoktu, hareketleri normaldi. bu yüzden onun askerlerin kılığına girerek ordan kurtulmaya çalışan biri olduğunu anlamam uzun sürmedi. anlattığına göre, o da benim gibi oraya numaralanmak için getirilmiş, sonra bir şekilde asker kılığına girmeyi başarmış. benim numaramın 2008 mu yoksa 2010 mu olması gerektiği konusunda bir tartışma çıktığı esnada ben kaçmaya yelteleniyorum ve diğerleri gibi olmadığını anladığım ruh ikizim askerin yanına gidiyorum, birlikte kaçıyoruz. ruh ikizim, bunun gibi bir sorunun çıkması için aylarca beklemiş. biz kaçmaya başlayınca hakkımızda arama emri çıkıyor, alarmlar çalışıyor.

gözlüklüler ve kumandalılar kaçan insanların garip birşey yaptıklarını algılayamayacak kadar saf bir durumda ama askerler dışında ortalıkta gezinen polisler de var ki; onların görevi bizim gibi aklıselim kaçakları aramak.. polis gördüğümüz yerde kumandalı gibi davranıyoruz ama ruh ikizim elimize gerçek bir kumanda almamamız gerektiğini söylüyor; kumanda ya da gözlüğe dokunursak onlar gibi olurmuşuz. bu nedenle sadece kumanda varmış gibi elimizi havada tutuyoruz bu sayede kalabalık içinde farkedilmiyoruz. sonra işte kazayı görüyoruz...



neyse üniversite kampüsündeki gözlüklü ve kumandalılardan uzaklaşıp teleskoplu bir odaya giriyoruz başbaşa. burda gökyüzüne baktığımızda, gökyüzünde 4 tane ay, bir tane de ay boyutunda renkli bir gezegen olduğunu görüyoruz. ruh ikizim, olmaması gereken diğer 3 ay ve gezegenin ne olduğunu açıklıyor bana: "parayla güç elde etmiş insanlar, kendi inşa ettikleri ay büyüklüğündeki renkli gezegene geçici olarak taşınmışlar ve şimdi dünyadaki herkesi numaralayıp televizyon ve gözlükle uyuşturarak askerler ve polisler vasıtasıyla kontrol altında tutmaya çalışıyorlar" diyor.

sonra biz bu arkadaşla dünyadaki son 2 akıllı olarak baya bi yakınlaşmaya başlıyoruz. ardından polisler geliyor yine kaçmaya başlıyoruz. sanırım uydular yerimizi tesbit etmiş olacaklar ki çıkıp koşmaya başladığımızda gökyüzündeki aylardan birinden üstümüze bombalar yağıyor. biz koşarken bombalar geriye düşüyor. bir tanesinden kıl payı kurtuluyoruz, sonunda hamam gibi bi yerde küvetin içine girip izimizi kaybettiriyoruz.

işte burda uyandım.

Tuesday, July 21, 2009

kozmiğe tecavüz etmek

geçirdiğim en iyi vakitleri yalnızken geçirmiş olmam beni insan ilişkileri üzerinde düşünmeye itti. şimdi ben en çok sahilde kendi kendime sarhoş olup müzik dinlerken ya da yağmurlu bir öğle vakti piyanoyla beste yaparken ya da sıkıntılı bi günün ardından yazı yazarken mutluysam niye sürekli insanlarla görüşüyorum hiçbi fikrim yok. geçen gecelerden birinde yatağa uzanıp 4 saat boyunca tavanı izledim, o bile harikaydı. insanın en iyi arkadaşı kendisiymiş demek ki.

Saturday, July 11, 2009

dogmatik uyku

2003'ten bu yana sanki 1 yıl geçmiş gibi hissediyorum ben kendimi ama 6 yıl olmuş. aradaki kayıp yıllarda neler olduğunun esrarını araştırmak için her yılın önemli olaylarını yazarak bir tablo çıkardım ve ilginç bir sonuçla karşılaştım. tek sayılı yıllar çift sayılı yıllardan bariz daha iyi geçiyor.


2005 1. sınıf: berlin ve amsterdama gittim
2006 2. sınıf: ameliyat oldum
2007 3. sınıf: piyanoya başladım
2008 4. sınıf: ameliyat oldum
2009 5. sene uzun zaman sonra bisiklete binmeye başladım

Tuesday, July 7, 2009

insanın en iyi sevgilisi eski sevgilisidir

"hayatın anlamı"nı google'da arayarak bloguma girmiş bir insan olduğu gerçeğine henüz tam ısınamamışken; bugün de google'da "beynim olduğunu düşünsene" diye aratarak bloguma girmiş birinin olduğunu farkettim. bu insanlar sokakta hergün gördüğümüz, elini kolunu sallayarak aramızda dolaşan insanlar.. onlarla tanışıp hemen arkadaş olmalıyız.