Sunday, May 10, 2009

söylediklerim bir masa olarak bile algılanabilir

deniz kenarında, kumların biraz ilersindeki duvarın altına oturmuş müzik dinliyorum. hava soğuk olduğu için sahilde benden başka kimse yok. biraz yağmur yağıyor ama bana pek fazla denk gelmiyor. deniz yeterince ıslak değilmiş gibi hepsi denizin üstüne yağıyor. başlangıçta acaba bu yağan yağmur denizin su seviyesini ne kadar yükseltiyordur ya da bir yağmur damlası düştüğünde denizin sadece buradaki kısmı mı yükseliyor yoksa homojen bir şekilde denizin, üstüne yağmur yağmayan kısımlarına da mı yayılıyor ve son olarak nedense şuan denizin yerinde olmak isterdimdiye düşünüyorum. (yazar burda derin bi nefes alır çünkü uzun bi cümle kurdu) sonra garip bi sessizlikle başbaşa kalıyorum. aslında bisürü yağmurun ve dalganın sesi var ama yine de sessiz gibi. zaman yavaşlıyor, içimi bir melankoli sarmaya başlıyor. durup dururken hislerimde yaşanan bu hareketliliğin nedenini bilmiyorum ama kendimi daha anlamlı hissediyorum.

bu yazıyla birlikte çıktığım düşünsel yolculuğun sonunda insanın melankoli güdüsü diye bir güdüsü olduğunu farkettim. olayları dramatikleştirerek başladığımız bu hissel yolculuk, sonunda kendimizi tatlı bi acının içinde bulduğumuz bir noktaya geliyor ki bu noktayı seviyoruz, zaman zaman böyle hissetmek istiyoruz ve demek ki böyle hissetmeye ihtiyacımız var.
şimdi bi düşünelim. çok güzel ılık bir yaz havası, burnumuza tertemiz havanın ve çiçeklerin kokusu geliyo, kuş cıvıltıları kulaklarımızı şenlendiriyo, çimenlerde huzur içinde oturup denize bakıyoruz ama bu durum uzun sürmicek çünkü "melankoli güdümüzü" dışavurmamız gerekiyo. müzik dinlemeye başlıyoruz, çalan şarkı oldukça duygusal. ona uyum sağlayarak duygulanmaya başlıyoruz. şarkının moduna girebilmek ve duygulanışımızı daha anlamlı bir hale getirebilmek için bu duygulanmaya bi arkaplan hazırlamak zorundayız; yoksa durduk yere sırf şarkı çalıyo diye duygulanmak çok komik bişey. ee naapıcaz, muhtemelen anlamlı acılar oluşturucaz onunla senkronizasyonu yakalamak için. aklımıza üzücü bi anımızı getirebilir ya da gayet normal bi anımızı dramatikleştirerek kullanabiliriz şu an.

bu duygu müzik dinlerken olduğu gibi alkollüyken de ortaya çıkabilir. hatta http://livingmaze.blogspot.com/2008/02/nce-onu-dinlediim-iin-benim-iin.html şu yazımın son paragrafında alkollü şekli bence gayet net.

Rüya boşaltımı gibi melankoli güdüsü de insanı oluşturan temel yapılardan biri. sanat bu yüzden ortaya çıktı. mesela ben içimdeki bu melankolik birikimi boşaltmak için beste falan yapıyorum, piyanodan önce sümük sümük yazılar yazıyodum (çok fenaydı). eğer uzun bi süre bu melankoliyi açığa çıkarmazsanız artık birikip durup dururken kendi kendine çıkabilecek noktaya gelir. tıpkı uyuyunca rüya görmek gibi; eğer insan günlerce uyumazsa uyanıkken rüya göremeye başlar (ki buna halisünasyon diyoruz). bu nedenle melankoli de dışavurulmasından çekinilmemesi gereken, boşaltılması gereken bi fizyolojik itki olabilir.

sonuç olarak böyle hissetmek zevkli ama melankolik anlardaki düşüncelerimizi bence ciddiye almamak daha mantıklı çünkü uzun süre(bikaç saat) bu melankoli halini yaşadıktan sonra sıkılıp daha az duygusal bir seviyede devam ediyoruz hayata ve bu seviyede daha mantıklı ve objektif olunabiliyor. akşam düşündüklerimizin sabah kalkınca çok saçma gelmesi; alkollüyken yaptıklarımızdan sabah utanmamız hep bu yüzden.

1 comment:

why so serious? said...

katiliyorum, bence de ihtiyacimiz oldugu icin yapiyoruz. bunu bi filozofun yazisinda okumak cok iyi geldi bana.
lush-heavenly nobodies