Sunday, May 31, 2009

lavabocini

kahvaltıdan sonra elimi yıkarken göz göze geldim onunla. gözünü kırpmadan bana bakıyordu ve bence çok sevimliydi lavabo cini. acaba fotoğrafını çeksem mi diye düşündüm ağzımı sabunlarken ama ben içerden fotoğraf makinesini getirene kadar gözleri patlayabilirdi. döndüğümde gözlerini patlamış bulursam fotoğraf çekmemin hiçbi anlamı kalmayacak ve onunla göz göze geldiğimiz an sonsuzluğa karışıp yok olacaktı.

gidip getirdim fotoğraf makinesini, döndüğümde hala bana bakıyordu. hemen çektim fotoğrafını.


Wednesday, May 27, 2009

komşu komşunun komşusudur

Demin tam blog yazmak üzere hazırlanmıştım ki kapı çaldı. Delikten baktım "yardım edin elimi kestim" diyen yere çökmüş bi kadın gördüm. Açtım kapıyı, elinden şıpır şıpır kanlar damlıyodu. Karşı komşumuzmuş kadın, evinin kapısı falan açık zaten. Hemen havlu kağıt getirdim, kanayan yere bastırdık. Kan durdu gibi olunca kesiğin boyutlarına bakmak üzere "kağıtları kaldıralım bi" dedim. Kadın korktu bakamadı, kesmiş parmağın yarısını. Sonra "o kadar panik yapılacak bişi yok" falan dedim rahatlattım kadını. Baya bi rahatladı heralde ki "ilginç bi tanışma oldu" diyerek espri bile yaptı.
Sora apartmandaki kanları temizledim. Viledayı hazırlamışken kadının evindeki kanları da temizleyeyim dedim, görünce korkuyo çünkü. Ben kadının evini temizlerken annem asansörden indi. Beni karşı komşunun evini temizlerken görünce baya şaşırdı, şimdi kadınla birlikte hastanedeler.

Friday, May 22, 2009

tesbihte ilk günüm

(selçuk yazıyor:)
sevgili defter merhaba ben selçuk, hatırladın mı beni? deftercim sana başımdan geçenleri bir bir anlatacağım. istanbula uzun zamandan beri ilk defa geliyorum ama canımdan çok sevdiğim bir arkadaşım tarafından ekildim. neyse ki sevgili begüm operaya zamanında geldi. evet evet sevgili defter, yanlış duymadın, biz begümle operaya gittik.

(begüm defteri selçuğun elinden alıp yazıyor:)
yeter selçuk çok uzattın. bugün operada yanımıza bi amca oturdu, tesbih salladı, sonra selçuk ona bişey diyomuş gibi yaptı ama bişey demeyip tesbih taklidi yaptı.

(selçuk yazıyor):
deftercim sen begümü dinleme lüften. gerçekte şöle oldu olaylar: operayı izlemeye henüz başlamışken yanımızdan şınpır şınpır sesler gelmeye başladı ve sonra anladık ki bu esrarengiz sesler yanımızda oturan bıyıklı amcanın tesbihinden geliyor. derhal müdehale ettim amcaya ve elle tesbih işareti yaptım, amca anladı demek istediğimi şaşırtıcı bi şekilde. sonra arada, yani perde arasında, adam bana tesbihte ilk günüm dedi.


bence yazı yazmak harika bişey çünkü mesela bunu yazmış olmasaydık kayıtlara geçmemiş olacaktı ve buanı sonsuza dek unutulup gidicekti. öyle olmadı neyseki, şimdi okudum ben bunu ve güldüm, güzel oldu.

Thursday, May 21, 2009

iki şeyin genişlediğinden eminim biri evren biri egom

Kütüphane burası, herkes huzurlu huzurlu kitap okurken ben müzik dinliyorum ama ne müzik dinlemek, konserdeyim adeta, çılgın gibi böyle.

Demin çantamdan ayna çıkarıp 1 saat kendimi izledim, sonra bi kızla göz göze gelince sürekli aynaya bakıyor oluşumdan utanıp, kaldırdım aynayı hemen. Bence ben nerden baksan 2-3 saat hiç sıkılmadan ayanaya bakabilirim. Başka insnalar beni hep görüyor ama ben kendimi çok nadir görüyorum ve merak ediyorum haliyle.

İnsanın kendisini görememesi çok büyük haksızlık; yani bacağıma, koluma falan bakabiliyorum ama yüzümü hiç görmüyorum canlı canlı. iyi ki ayna diye bişey var, ayna icad edilmeseydi meraktan ölücektik ama aynada da hep aynaya bakarkenki halim var, gerçek dünyaya adapte olmuş başka şeylere odaklanmış doğal halimi hiç izleyemiyorum. aslında fotoğraf ya da kamera bu konuda yardımcı olabilir ama benim hedefim kendimi canlı canlı görmek; kameranın, fotoğrafın kendine göre pikselleri var sonuçta.

Tuesday, May 19, 2009

kıtaların haberi yok ki böyle bişeyden

begüm:
o diil de
begüm:
geçen gün sana nesquik bozuldu dedim ya
begüm:
o günden beri rüyamda hep o nesquii yediimi görüom ya
begüm:
nası içime oturduysa
begüm:
yeme dedin çok üzdün beni
baris:
aaa yeseydin ya be
begüm:
koskoca kutu sonuçda
baris:
nasi kakao mu
begüm:
rüyamda bile yiyip pişman oldum senin yüzünden be
baris:
ben onu sut sandim olm
baris:
nesquik tozu bozulur mu lan
begüm:
tarihi geçmiş amaa
baris:
amma da kekosun
baris:
yaa noolcak be
baris:
toz bu
baris:
ben sut sandim ki ya
baris:
yoksa kasik kasik yerdim ben onu
begüm:
hayır olum süt diil
begüm:
şey dedim ya
begüm:
birbirine yapışmış biraz ama
begüm:
kaşıkla itirince ayrılıyo
baris:
olur oyle normal
baris:
hemen nesquik yap kendine
begüm:
neyse dursun dolapta 1-2 yıl daa
begüm:
iyice bozulmuş gibi olsun
begüm:
öle atalım
begüm:
bu haliyl eatmaya kıyamıom
begüm:
ahuhuha
baris:
bozulmamistir o canim ya
begüm:
2009 un 1. ayına kadar diyo
begüm:
3sene falan ömrü
baris:
yaa begum bozulmadi o
begüm:
taa 2006 da yabmışlar düşünsene
baris:
valla bak kesin bilgi bu
begüm:
genceecik çocuklardık o nesquik yapıldığında
begüm:
hinanmıyorum sana bırış
baris:
tamam be
baris:
naparsan yap

Sunday, May 10, 2009

söylediklerim bir masa olarak bile algılanabilir

deniz kenarında, kumların biraz ilersindeki duvarın altına oturmuş müzik dinliyorum. hava soğuk olduğu için sahilde benden başka kimse yok. biraz yağmur yağıyor ama bana pek fazla denk gelmiyor. deniz yeterince ıslak değilmiş gibi hepsi denizin üstüne yağıyor. başlangıçta acaba bu yağan yağmur denizin su seviyesini ne kadar yükseltiyordur ya da bir yağmur damlası düştüğünde denizin sadece buradaki kısmı mı yükseliyor yoksa homojen bir şekilde denizin, üstüne yağmur yağmayan kısımlarına da mı yayılıyor ve son olarak nedense şuan denizin yerinde olmak isterdimdiye düşünüyorum. (yazar burda derin bi nefes alır çünkü uzun bi cümle kurdu) sonra garip bi sessizlikle başbaşa kalıyorum. aslında bisürü yağmurun ve dalganın sesi var ama yine de sessiz gibi. zaman yavaşlıyor, içimi bir melankoli sarmaya başlıyor. durup dururken hislerimde yaşanan bu hareketliliğin nedenini bilmiyorum ama kendimi daha anlamlı hissediyorum.

bu yazıyla birlikte çıktığım düşünsel yolculuğun sonunda insanın melankoli güdüsü diye bir güdüsü olduğunu farkettim. olayları dramatikleştirerek başladığımız bu hissel yolculuk, sonunda kendimizi tatlı bi acının içinde bulduğumuz bir noktaya geliyor ki bu noktayı seviyoruz, zaman zaman böyle hissetmek istiyoruz ve demek ki böyle hissetmeye ihtiyacımız var.
şimdi bi düşünelim. çok güzel ılık bir yaz havası, burnumuza tertemiz havanın ve çiçeklerin kokusu geliyo, kuş cıvıltıları kulaklarımızı şenlendiriyo, çimenlerde huzur içinde oturup denize bakıyoruz ama bu durum uzun sürmicek çünkü "melankoli güdümüzü" dışavurmamız gerekiyo. müzik dinlemeye başlıyoruz, çalan şarkı oldukça duygusal. ona uyum sağlayarak duygulanmaya başlıyoruz. şarkının moduna girebilmek ve duygulanışımızı daha anlamlı bir hale getirebilmek için bu duygulanmaya bi arkaplan hazırlamak zorundayız; yoksa durduk yere sırf şarkı çalıyo diye duygulanmak çok komik bişey. ee naapıcaz, muhtemelen anlamlı acılar oluşturucaz onunla senkronizasyonu yakalamak için. aklımıza üzücü bi anımızı getirebilir ya da gayet normal bi anımızı dramatikleştirerek kullanabiliriz şu an.

bu duygu müzik dinlerken olduğu gibi alkollüyken de ortaya çıkabilir. hatta http://livingmaze.blogspot.com/2008/02/nce-onu-dinlediim-iin-benim-iin.html şu yazımın son paragrafında alkollü şekli bence gayet net.

Rüya boşaltımı gibi melankoli güdüsü de insanı oluşturan temel yapılardan biri. sanat bu yüzden ortaya çıktı. mesela ben içimdeki bu melankolik birikimi boşaltmak için beste falan yapıyorum, piyanodan önce sümük sümük yazılar yazıyodum (çok fenaydı). eğer uzun bi süre bu melankoliyi açığa çıkarmazsanız artık birikip durup dururken kendi kendine çıkabilecek noktaya gelir. tıpkı uyuyunca rüya görmek gibi; eğer insan günlerce uyumazsa uyanıkken rüya göremeye başlar (ki buna halisünasyon diyoruz). bu nedenle melankoli de dışavurulmasından çekinilmemesi gereken, boşaltılması gereken bi fizyolojik itki olabilir.

sonuç olarak böyle hissetmek zevkli ama melankolik anlardaki düşüncelerimizi bence ciddiye almamak daha mantıklı çünkü uzun süre(bikaç saat) bu melankoli halini yaşadıktan sonra sıkılıp daha az duygusal bir seviyede devam ediyoruz hayata ve bu seviyede daha mantıklı ve objektif olunabiliyor. akşam düşündüklerimizin sabah kalkınca çok saçma gelmesi; alkollüyken yaptıklarımızdan sabah utanmamız hep bu yüzden.

Saturday, May 9, 2009

inekle takılcağıma tek gezerim

sabitbinoktayadoğruboşboşbakarakgünlercehiçkıpırdamadan durmakistiyorum.