Friday, January 2, 2009

i cannot head your pleading call

bilirsiniz ki her şarabın hayali tirbüşonla açıldıktan sonra güzel kadehlerde mezeler eşliğinde servis edilmektir ama benim yılbaşında aldığım şarap bu kadar şanslı olamadı...

çeşitli seçenekleri gözden geçirdikten sonra ben de her yalnız insan gibi yılbaşını evde tek başıma şarap içip, film izleyerek geçirmeye karar vermiştim. Tatlı bir melankoli içinde geçirecektim ilk yalnız yılbaşımı.

sabah erken kalkıp evi topladıktan sonra marketten yemek yapmak için gereken malzemeleri aldım. Sonra tekel bayiinden yeni yıla benimle girecek olan şarabı satın aldım. eve geldim, güzel sebzeli pilavımı yaptım, yedim, sözlüğe entry girdim falan derken saat bir anda 7'ye geldi. artık yavaş yavaş içmenin vakti geldi diye düşündüm. mutfaktan tirbüşonu getirip şarabımı açmaya çalıştım. fakat o da neydi? tirbüşon bozuktu. demiri çevirince kolları havaya kalkmıyordu; mantarı çekerek çıkaracak güç de bende olmadığından öylece kalakalmıştım. birkaç defa daha deneyip tirbüşonun bozulduğundan emin olduktan sonra şarap açma teknikleri üzerine düşünmeye başladım. bıçakla küçük parçalar halinde kesmeye çalıştım mantarı bi süre ama bu çok uzun sürecek bir işe benziyordu ve mantar parçaları şarabın içine düşebilirdi, daha pratik birşeyler bulabilirdim belki. başka bir tirbüşon var mıdır acaba diye evin her yerini aradım; bulamadım ama bir adet örgü şişi bulup bunun işime yarayabileceğini düşündüm. şişi mantara saplayıp deldim, çıkaramadım sonra çok feci sıkışmıştı. uzun bir uğraştan sonra şişeyi bacaklarımın arasına sıkıştırarak şişi bütün gücümle çekmek suretiyle çıkartabildim ama delik çok minikti herhalde, şarap falan akmıyordu içinden ters çevirince. parçalanmış, delinmiş mantara bakınca şarap şişesi için hüzünlendim.tekrar şişi mantara sapladım. bu sefer döndüre döndüre, kanırta kanırta deliği genişletmeye çalıştım. şişi çıkarıp, şişeyi ters çevirip sallayınca minik minik şarap damlacıkları bardağa dökülmeye başladı. işte olmuştu. sonra mutfaktan kadeh almaya gittim fakat pazartesi günü taşınıcağımız için annem pek kullanmadığımız şeyleri kolilemeye başlamış ve kadehleri de kolilerden birinin içine koymuştu. bu yüzden çay fincanıyla içmeye karar verdim şarabı.

şişeyi tersçevirip yaklaşık 3 dakka boyunca sallıyınca vıkvıkvıkvık diye bir ses eşliğinde bardağın yarısı doluyordu, yeterdi bana bu akışkanlık. bir yandan şarabımı içerken diğer yandan da msn vasıtasıyla çiçekle konuştum. yılbaşı gecesini evde yalnız geçirdiğimi öğrenince evine davet etti beni, tam yalnız biinsan olduğuma kendimi alıştırmışken çok zor geldi birden kalkıp gitmek; yine de gücümü toplayıp giyindim. ama zor bela uğraşıp açtığım şarabımı böylece bırakıp gidemezdim, onu da yanıma almak zorundaydım. delik bi mantarla çantaya koysam dökülebilirdi; bu nedenle şarabın ağzını koli bandıyla bantladım! sonra bir torbaya koyarak çantaya dik bi şekilde yerleştirdim ki dökülmesin. otobüste pek fazla kişi yoktu, rahat rahat koli bandını açıp şarabımdan biriki yudum alabiliyordum yeri geldiğinde.

"ay yol çok uzun iğrenç" gibi gözükse de beylikdüzü otobüsünde geçirdiğim zamanlar benim için beylikdüzü'nde oturmanın en güzel yanıydı diyebilirim. müzik dinleyerek yağmurda, çamurda sıcacık 2 katlı otobüsün 2. katında uyuyup uyuyup uyanmak çok tatlı bir histi. kimse konuşmaz bu otobüste pek, çünkü herkes tek başına evine dönüyor olur, fazla kalabalık da olmaz, insanlar arasında şehirdışında oturmanın verdiği hoş bir bağ vardır falan. neyse otobüste şarap dökülmesin diye şişeyi biraz dik gibi tutuyordum. gerçi küçücük bi delikti ters çevirip sallamazsan kolay kolay dökülmüyordu ama ben o delikten şarap içmeye çalışınca biraz dökülür gibi olduğundan şişenin kağıdı ıslanıp soyulmuştu.

taksimde otobüsten inip taksiye bindim, ortaköy'de indim, çiçeklere geldim. şarabımla olan bu zorlu yolculuğu tamamlamıştım. çiçeklere varınca ilk iş olarak şarabımı açmak için bi tirbüşon istedim, açtık... mantarı parçalanmış, kağıdı yırtılmış zavallı şişeyi gören arkadaşım gözyaşlarını tutamadı.

7 comments:

berkan said...

selam begüm
2 ay önce sarap sisesi acmaya calisiyordum. aslinda calismiyordum. biraz alkolluydum sadece.

iki ayagimin arasina siseyi cikardim, sarap acacagini soktum dondure dondure siseye. soyle gozlerimi kapadim, bi konsantre olmak icin. sonra bi cektim mantari!!! sarap acildi ama?

sag yumrugum, gozume geldi ve gozlugumu kirdim.

mutlu yillar diliyorum sana.

living maze said...

hehehe güzel hikayeymiş. peki mantar çıkınca şarap şişesi devrilmedi mi?

berkan said...

ne hikayesi? gözlügümü kirdim. 130euro da para saydim yenisine :(
saraptan da bisi icmedim!

mantar cikinca sarap devrilmedi, sarapi iki ayagimin, yani ayakkabilarimla, arasina guzelce sikistirmisim. lop diye bi ses cikti, sonra cat etti.
anani skm dedim.

bunun uzerine 2 gun dünyanin en mutsuz adami olarak gezdim etrafta.

living maze said...

hadi yau çok pahalıymış :(

berkan said...

almanya aci vatan,
aci aci koyuyolar.
en kalitesiz camlari aldim bir de. iyi ki satici kiz katalogu gosterdi bana, yoksa bilmem ne ozellikli organik bilmem ne camli bisi alacaktim. simdi en dandigi.

kiz "bak bu kirilir, uyardim tamam mi sizi" falan dedi, "tamam" dedim. almanyada su anda bu dandik camlari kullanan tek insan benim sanirim.

. said...

şarap benim için çok özeldir/ve kırmızıdır kesinlikle..seneler önceki savaşmalarım aklıma geldi..kırıp ziyan ettiğim şişiler/deli gibi tirbişon aramalarımız, gecenin ikisinde mahhellede ışığı yanan evlerin zilini çalıp tirbişon istemeler(iki kere oldu,kalabalık ve alkollüydük,konu şarap bile olsa alkollü insanların diğer insanları rahatsız etmelerini tasfib etmiyorum)artık tatlı dille bile mantarı çıkartıyorum desem yalan olmaz..sağlam bir içici olmama rağmen üç-dört ay öncesine kadar hala bi tirbişonum yoktu desem konuyu anlatabilmiş olurum sanırım..ayrıca mantarın şişenin içinde kalması sanki ayrı bir tat veriyor gecelere..belki bir andı/bir yerde anı ama onu paylaşırken şaraba kattığın ruh çok çekiciydi..güzel bir paylaşımdı/ellerine sağlık..

living maze said...

teşekkür ederim=)