Monday, January 19, 2009

saat 2'den sona iyi bişey olmaz

begüm: 2 nin 2 ye bölünebiliyo olması çok acaip geldi bana şu an. kendine bölünüyo resmen
cicek: 2 2nin 1 katı olunca oluyo öyle
begüm: 1 katı diye bişey olmaz bence ya
cicek: oluyo öyle şeyler takma kafana
begüm: olmamış bence
ama takmiyim dimi
cicek: ozaman hersayı kendisine bölündüğü için olabilir
begüm: böle milyonlarca saçmalık vardır kesin
cicek: desem
begüm: aa evetlan
cicek: euhauhdu
yaa
begüm: 3 te 3 e bölünyo dimi
cicek: asıl acaib olan
begüm: mahfoldum
ahuehuah
cicek: 2 nin asal sayı olması
begüm: ehahe hakkaten
begüm: 37 nin asal sayı olması daa ilginç ya o kadar büyük bi sayısın hala hiçbişeye bölünemion
boşuna yaşamışsın resmen
cicek: euhaushduhe dimi ayıp denen bişi var
begüm: aslında bi yerde 8 basamaklı asal sayı bulunmuş
yatıyomuş öle
cicek: hadi ya
begüm: baygın
cicek: adsdhguashjıdağsoldp
delimisin nesin

Friday, January 2, 2009

i cannot head your pleading call

bilirsiniz ki her şarabın hayali tirbüşonla açıldıktan sonra güzel kadehlerde mezeler eşliğinde servis edilmektir ama benim yılbaşında aldığım şarap bu kadar şanslı olamadı...

çeşitli seçenekleri gözden geçirdikten sonra ben de her yalnız insan gibi yılbaşını evde tek başıma şarap içip, film izleyerek geçirmeye karar vermiştim. Tatlı bir melankoli içinde geçirecektim ilk yalnız yılbaşımı.

sabah erken kalkıp evi topladıktan sonra marketten yemek yapmak için gereken malzemeleri aldım. Sonra tekel bayiinden yeni yıla benimle girecek olan şarabı satın aldım. eve geldim, güzel sebzeli pilavımı yaptım, yedim, sözlüğe entry girdim falan derken saat bir anda 7'ye geldi. artık yavaş yavaş içmenin vakti geldi diye düşündüm. mutfaktan tirbüşonu getirip şarabımı açmaya çalıştım. fakat o da neydi? tirbüşon bozuktu. demiri çevirince kolları havaya kalkmıyordu; mantarı çekerek çıkaracak güç de bende olmadığından öylece kalakalmıştım. birkaç defa daha deneyip tirbüşonun bozulduğundan emin olduktan sonra şarap açma teknikleri üzerine düşünmeye başladım. bıçakla küçük parçalar halinde kesmeye çalıştım mantarı bi süre ama bu çok uzun sürecek bir işe benziyordu ve mantar parçaları şarabın içine düşebilirdi, daha pratik birşeyler bulabilirdim belki. başka bir tirbüşon var mıdır acaba diye evin her yerini aradım; bulamadım ama bir adet örgü şişi bulup bunun işime yarayabileceğini düşündüm. şişi mantara saplayıp deldim, çıkaramadım sonra çok feci sıkışmıştı. uzun bir uğraştan sonra şişeyi bacaklarımın arasına sıkıştırarak şişi bütün gücümle çekmek suretiyle çıkartabildim ama delik çok minikti herhalde, şarap falan akmıyordu içinden ters çevirince. parçalanmış, delinmiş mantara bakınca şarap şişesi için hüzünlendim.tekrar şişi mantara sapladım. bu sefer döndüre döndüre, kanırta kanırta deliği genişletmeye çalıştım. şişi çıkarıp, şişeyi ters çevirip sallayınca minik minik şarap damlacıkları bardağa dökülmeye başladı. işte olmuştu. sonra mutfaktan kadeh almaya gittim fakat pazartesi günü taşınıcağımız için annem pek kullanmadığımız şeyleri kolilemeye başlamış ve kadehleri de kolilerden birinin içine koymuştu. bu yüzden çay fincanıyla içmeye karar verdim şarabı.

şişeyi tersçevirip yaklaşık 3 dakka boyunca sallıyınca vıkvıkvıkvık diye bir ses eşliğinde bardağın yarısı doluyordu, yeterdi bana bu akışkanlık. bir yandan şarabımı içerken diğer yandan da msn vasıtasıyla çiçekle konuştum. yılbaşı gecesini evde yalnız geçirdiğimi öğrenince evine davet etti beni, tam yalnız biinsan olduğuma kendimi alıştırmışken çok zor geldi birden kalkıp gitmek; yine de gücümü toplayıp giyindim. ama zor bela uğraşıp açtığım şarabımı böylece bırakıp gidemezdim, onu da yanıma almak zorundaydım. delik bi mantarla çantaya koysam dökülebilirdi; bu nedenle şarabın ağzını koli bandıyla bantladım! sonra bir torbaya koyarak çantaya dik bi şekilde yerleştirdim ki dökülmesin. otobüste pek fazla kişi yoktu, rahat rahat koli bandını açıp şarabımdan biriki yudum alabiliyordum yeri geldiğinde.

"ay yol çok uzun iğrenç" gibi gözükse de beylikdüzü otobüsünde geçirdiğim zamanlar benim için beylikdüzü'nde oturmanın en güzel yanıydı diyebilirim. müzik dinleyerek yağmurda, çamurda sıcacık 2 katlı otobüsün 2. katında uyuyup uyuyup uyanmak çok tatlı bir histi. kimse konuşmaz bu otobüste pek, çünkü herkes tek başına evine dönüyor olur, fazla kalabalık da olmaz, insanlar arasında şehirdışında oturmanın verdiği hoş bir bağ vardır falan. neyse otobüste şarap dökülmesin diye şişeyi biraz dik gibi tutuyordum. gerçi küçücük bi delikti ters çevirip sallamazsan kolay kolay dökülmüyordu ama ben o delikten şarap içmeye çalışınca biraz dökülür gibi olduğundan şişenin kağıdı ıslanıp soyulmuştu.

taksimde otobüsten inip taksiye bindim, ortaköy'de indim, çiçeklere geldim. şarabımla olan bu zorlu yolculuğu tamamlamıştım. çiçeklere varınca ilk iş olarak şarabımı açmak için bi tirbüşon istedim, açtık... mantarı parçalanmış, kağıdı yırtılmış zavallı şişeyi gören arkadaşım gözyaşlarını tutamadı.