Wednesday, October 29, 2008

benim blogumu niye kapatıyosunuz ulan

Yatmadan önce gece 1 gibi google'da gezinirken bi de ne göriym dolorian yeni bi albüm çıkarmış! Dün mü ne çıkmış albüm. Hemen download ettim. 1-2 şarkı dinledim süper ötesi harika mükemmel şarkılar. Üstelik albümde 16 şarkı var. Ama baktım saat 2 olmuş, "en iyisi şimdi yatiym yarın evdeyim nasıl olsa bol bol dinlerim" dedim. Yattım işte ama uyuyamadım bitürlü, heycan yaptım resmen. 4 gibi kalktım hemen şarkıları dinlemek için ama "bu saatte sesi açmamak lazım" diye düşünerek albümü mp3 player'ıma atıp yatarak dinlemeye karar verdim. Sonra uyandım, meyersem hepsi bi rüyaymış. Acaba bubiişaretolabilir mi diyerek hemen nete girip dolorian'ın sitesine baktım. Değil yeni albüm çıkarmak web sitelerini bile 1 buçuk yıldır yenilememişler.

Wednesday, October 22, 2008

dünyanın en şanslı insanıyız

Sabah 8:45'te başlayan -yoklama alındığı için gidilmesi gereken- bi derse girmek için yıllar sonra 6 buçukta kalkmak zorunda kaldım. Günün bu saatlerini her zaman uyuyarak geçirdiğimden bu benim için yeni bi deneyimdi.
Uyandığımda derin bi depresyonun içinde buldum kendimi. Adeta hayatımdaki herşey bomboktu; hatta hayat denen şey zaten başlı başına bok bi olguydu. Bense iğrenç biğinsandım ve ne yaparsam yapayım öyle olmaya devam edecektim. Sabah 6 buçukta kalkmak beni bunlara hiç şüphe bırakmaksızın inandırmıştı. Hepimiz ölücektik ve özellikle de ben ölücektim. Bunu sıklıkla düşündüm.
Üstümü değiştirmem gerekiyordu fakat bütün kıyafetlerimden nefret ediyordum, giyinmekten nefret ediyordum ve aynı zamanda giyinmemekten de nefret ediyordum. O anda somurtkan şirini anladığımı hissettim. Belki de somurtkan şirin her gün sabah 6 da kalkmak zorunda olan bi şirin türüydü. Herşeyden tiksine tiksine üstümü değiştirdikten sonra, okula gitmek üzere otobüse bindim. Hayatın bombok olduğu yetmezmiş gibi bir de trafik kendini aşmıştı. Sabahın köründe kalkmama rağmen trafik yüzünden derse en az yarım saat geç kalmayı garantilemiştim.
Bi otobüs dolusu bunalımlı robot marvin'dik. Herkesin intihar etme isteği yüzünden okunuyordu. Yanımda oturan kızın elinde isminde "acılar" olan bi kitap açıktı ve içinde kırık bi kalbin hiçkimseye faydası yok şeklinde bi cümle vardı. Kızsa ağzı açık bi şekilde uyuyakalmıştı. Teselliyi böyle bi kitapta ararken uykunun nötrlüğüne kendisini bırakmış zavallı bi kızdı o.
Otobüsteki umutsuz hava moralimi iyice bozmuştu. Mp3 playerımda dinlediğim her şarkı zor bi görev haline gelmişti. Bu hayata daha fazla dayanamayacaktım. İnmem gereken duraktan bi kaç durak önce kendimi otobüsten dışarı attım. Bi kaç kilometre yürümek bana iyi geldi. Ders boyunca bu yazıyı yazdım, böylelikle hocanın anlattığı sıkıcı şeyleri dinlemek zorunda kalmayıp üstüne bir de hayatın bokbok olduğunu sanmanın aslında sabah 6 da uyanmanın getirdiği bi yanılgı olduğunu göstererek insanlığa faydalı olma fırsatı yakaladım.
Hayır hayat bombok değildi, hayat normaldi. Bombok ya da süper olan bizim ruh halimiz ve bakış açımızdı.

Wednesday, October 15, 2008

post-modern insanın mutsuzluk fobisi

Büyük bir odadaki çok sayıda insandan biriyim. Hatta net sayı verebilirim. Veriyorum.. Veremiyorum ama yaklaşık 40 kişi. Bize siyasetin oluşmasını sağlayan psikolojik nedenleri anlatan bi kadın var. Görünüşe göre bu nedenler burdaki 40 kişiyi ilgilendirmiyor. Camdan caddeyi izleyenler, sınıftan çıkmaya çalışanlar, net sayı vermek için sınıfı sayanlar(!)..

Aslında onu dinleyebilirdim, kafamı çalıştırmaya çalışabilirdim, not tutabilirdim ama yapmıyorum. Bu amaçlarımı hep bi sonraki derse erteliyorum. Hedonizm deyince yine bi bakış atıyorum hocaya çünkü aklıma hedonist olduğunu iddia eden bi arkadaş geliyor. Hala hedonist mi acaba diye düşünüyorum.

Hoca güvenlik diyince yine bi dinler gibi oluyorum.. Görüldüğü gibi dersle hiç ilgisi olmayan sığ ve bön biinsanım. Ama hoca, söyledikleri ilginç de olsa öyle sıkıcı ve aynı tempoda anlatıyor ki insanın dinlerken algılama organları tozlanıyor. Dışardan gelen tadilat sesi bile inişli çıkışlı olması bakımından daha ilgi çekici. Evet bi kişi daha dayanamayarak sınıfı terk etti.
Herkes Teoman Duralı olamaz.

Tuesday, October 14, 2008

Amazonian Poison Frog

Doğumgünü hediyesi olarak gelen National Geographic oyuncağı kurbağa dünya görüşümü temelden sarstı. Onun o mavi puantiyeli bacakları, sarı-siyah çizgili gövdesi... gerçek olamayacak kadar komik bi tasarımdı. tanrı bizimle dalga mı geçmişti? tibe bak yaa. amma ciddiye almışım dünyayı. Etrafta pijamasıyla gezen hayvanlarla birlikte yaşıyomuşum meğersem.vay anasını
adeta yeniden doğdum..