Monday, September 29, 2008

selçuğun hikayesi

Bugün size anlatacağım hikaye Selçuk'un hikayesidir dostlar. Beni iyi dinleyin çünkü hepinizin ders çıkarabileceği cesaretin, tutkunun, kahramanlığın öyküsüdür bu ve eminim ki bu dolambaçlı hayat yolunda size liderlik edecektir.

Geçtiğimiz cumartesi günü yani Eray'ın Kore'den gelişiyle Kolombiya'ya gidişi arasındaki tek gün; aynı zamanda Melis'in Aksaray'dan gelişinin ertesi günü olan gün ve bütün bunların yanında müslümanların kadir gecesi olarak adlandırdıkları gece Selçuklar'da toplanmaya karar verdik. O gün orda toplanmamızın sebebi Eray'ın ve Melis'in gelişini kutlamaktı. Uzun zamandır görüşmediğimiz için birbirimizi özlemiştik, bu yüzden buluşmanın ilk dakikalarında teletabiler gibi sarılıp durduk, daha sonra biraz da kadir gecesine itafen bu günü sarılma bayramı ilan ettik.
Gecenin ilerleyen dakikalarında geleneksel yemeğimiz olan mantar soslu makarnayı yedikten sonra selçuk, beni melisi ve eray'ı üçlü koltuğa oturttu. Kendisiyse tam karışımızdaki tekli koltuğa yayılıp bizi "çapraz sorgu"ya çekti. Çapraz sorgunun gerçekte ne anlama geldiğini bilmememize rağmen Selçuk'un bize yaptığı şeyin çapraz sorgu olduğuna karar verdik. Çapraz sorgunun ardından Kore'den gelen tequila sunrise'ın bizi dolapta beklediğini hatırlayıp önceden hazırladığımız portakal dilimleri, tarçın ve birayla, tequila sunrise'ı kendimize servis ettik.

Bu kısma kulak kabartın dostlar çünkü şu andan itibaren okuyacaklarınız alkolün su gibi aktığı, seviyenin düşüp iğrençliklerin yüzeye çıktığı bir gecenin kimseye faydası olmayacağını destekleyecektir. Selçuk'un sorduğu her soruya geyirerek cevap vermemden bir şeylerin saçma olduğunu anlamalıydık aslında ama bunu anlayamadığımız gibi Eray'ın sürekli bana nah yapmasını da görmezden geldik.

Bence çocuklarınıza verebileceğiniz en iyi ders onlara doğru arkadaşlar seçmesini öğretmektir, belki de bu yüzden size bu hikayeyi anlatıyorum, yani ilerde çocuklarınıza aktarasınız diye. Neyse bu korkunç iletişim biçimi Melis'in 1 deste kağıdı tam 26 dan kesebileceğini söylemesi üzerine neyseki kısa bi mola verdi. Bunun üzerine herkes sırayla 52 kağıdı tam 26 dan kesmeye çalıştı ve herkes bi kaç denemeden sonra bunu başarınca kakatu dinine girmenin şartının bu olması gerektiğine karar verdik.

Seviyesiz sohbetlerle devam eden gecede tabiiki alkol de su gibi akmayı sürdürmekteydi. Bünyesi bu kadar alkole vebu kadar saçmalığa daha fazla dayanamayan Melis sızdı. Eray, ben ve Selçuk'sa tequila şişesinin dibini görmeye adeta and içmiştik ve shut'larımıza son hız devam ettik. Bu noktada "senin miden nooldu" diye sorabilirsiniz tabii sevgili okurlar ama beni alkolden soğutan yegane gecenin ardından mideme tipik akşamdan kalma bulantısı haricinde bişey olmadığını baştan söylemeliyim ve belki de bundan sonra 2 biradan fazlasını içmeme kati kararımdan ötürü mideme kocaman bir iyilik bile yapmış sayılabilirim. Neyse konu bu değil. Tequila'nın bitmesine birer shut kalmıştı ve artık hiçbir şeyin net olmadığı anlardı. Eray son shut'ını içtikten sonra eğilmeye bile gerek duymayarak direk fışkırtır tarzda bi kusma gerçekleştirdi. Tabi ondan fışkıran kusmukların bi kısmının tam karşısında oturduğum için benim üstüme geldiğini söyelemeye gerek var mı bilmiyorum. Alkolün etkisiyle olsa gerek bu durum beni pek iğrendirmedi. Ardından uyumaya karar verdik ve tabiiki bütün dünya son hızla döndüğünden hiç birimiz uyuyamadık. Uyuyamayınca ben de kusmaya karar verdim ve önümdeki halıya boşaltıverdim midemdekileri. Bunu yaptıktan sonra düşündüğüm tek şey yüzleştiğim makarnaların akşam yediğimkilere pek benzemiyor oluşunun sebepleriydi. Ben görevimi başarıyla tamamlarken Selçuk da korkarım balkondaki çamaşırları topluyordu gecenin o saatinde. Sonra uyuduk.

Sakın saatlerdir sizi Selçuk'un hikayesini anlatıcam diyerek kandırdığımı düşünmeyin çünkü Selçuk'un hikayesi şimdi başlıyor yani Selçuk'un sabah uyanıp gece balkondan aşağı kusmuş olduğunu farketmesiyle.. Selçuk balkondan aşağı kusarak sadece bahçeyi portakallı makarnayla bulamakla kalmamış aynı zamanda alt komşunun balkonuna da aynı karışımdan bi miktar sıçratmıştı ve sanki bunun sorumlusu bizmişiz gibi "neden balkondan aşşağı kusmama izin verdiğiniz" diyerek bize kızdı. Ardından su dolu kovasını alıp sinsice bahçeye gizli göreve gitti, yerdeki makarnalara su dökerek temizlemeye çalıştı; suyla gitmeyip yere yapışmış makarnaları ise ayağıyla tepikledi. Eve dönünce alt komşunun balkonundaki portakallı makarna karışımı için çareler düşündü. Selçuk kara kara düşünürken ben de ona komşunun balkonuna da su dökmesi yönünde bi öneride bulundum ve evime döndüm.

Ertesi gün Selçuk'a alt kattaki makarnalar konusunda ne yaptığını sorunca, alt katın balkonunun ışıklarının kapalı olduğundan emin olunca, su dökmeye çalıştığını ama karşı apartmandakiler görücek diye stres olduğunu söyledi. Suyu dökmüş ama balkonu tutturammış bi türlü. Bunun üzerine daha fazla uğraşmaktan vazgeçmiş. Bi kaç saat sonra makarnaların güneşin etkisiyle kuruyup uçmaya başladığını görünce rahatlamış.

No comments: