Sunday, August 24, 2008

Kakatunun çocukları

Size eski fakat anlamlı şeyler kutumda sakladıklarımı bikaç yazı önce sıralamıştım. Şimdi o kutudaki şeylerden biri olan "kurbağa bacağı"nın minik hikayesini anlatıcam.

Kakaperimle yaptığımız diyalogların başlattığı bir yolculuktu bu. Kimsenin önemsemediği, bazen birbirinden gizlediği; hatta yapmaktan utandığı birşeydi kaka. Sonra doktorlar aracılığıyla çok önemli olduğunu anladım. Peki neden bu denli dışlanmıştı sosyal hayattan? Çiş bi derece kabul ettirmişti kendisini ama kaka korkak, asosyal kaderini yaşamaya devam etmişti. Neyse...

Bir cumartesi gecesi tam kadro Selçuklar'da toplanmış makarna yaparken evreni yöneten gizemli gücün Kakatu olduğunu farkettik. Artık Kakatu bizim Tanrı'mızdı. Ardından king oynadık ve belli aralıklarla king oynamak bizim ayinimiz oldu. Bu ayinin kutsal içeceği biraydı; tekila ise Kakatuya şükranlarımızı sunma gününde şat yapmamız gereken bişeydi.

Henüz 4 kişilik bi din olmasına rağmen içeriği git gide zenginleşti. Ameliyat olacağımı öğrendiğimizde kakatuya bi adak adamamız gerektiğine karar verdik. Eğer herşey yolunda giderse bi karınca kakatuya kurban edilecekti. Sonra karıncaya kıyamayarak bi çiçek kurban etmeyeyi düşündük. Sonra ona da kıyamadık, kağıttan kurbağa yapıp onu yakmakta karar kıldık.

Ameliyattan bi kaç hafta sonra yavaş yavaş iyleşmeye başladığımda Eray'ı arıyarak "vakit geldi" dedim. Bunun üzerine Selçuk, Melis ve Eray beni ziyarete geldiler. Önce kingimizi oynadık, yüzbinlerce ilaç içtiğimden bira yerine vişne suyu tercih ettik çünkü kakatu kurallarına göre ilaç içerken alkol almak çok günahtı. Oyunu her zamanki gibi ben kazanınca herkes bana gıcık oldu ama sakat biinsana vuramazsınız dosdum ha falan diyerek kendimi kurtardım. Sonrasında Melis kağıttan kurbağamızı yaptı. Bu bizim ilk kurbanımız olucaktı, çok heycanlıydık. Kurbağayı benim yakmam gerektiğini söylediler çünkü benim için adanmıştı ama ben bi yolunu bulup görevi Eray'a yıktım kakatu affetsin. Neyse mutfağın lavabosuna gidip yakmaya başladık kurbağayı. O yanarken Selçuk'un önerdiği geleneksel adak izleme duruşunda durduk. Eray bu duruşun çok gey bi duruş olduğunu iddia etti ama kurallar böyleydi, mecburen durduk. Kurbağamız yandı, yandı. Geriye sadece bacağı kaldı. O bacağı saklıyorum. Günün birinde kurbağa bacağı içeren bi büyü yapmam gerektiğinde lazım olabilir.