Friday, January 25, 2008

Şarjı bitmiş telefonun, şarja takıldığında mutlu olduğuna inanan bi insanım

ben ilkokuldayken ormanla ilgili 10 kıtalık bi şiir yazmıştım o geldi aklıma şimdi, kızarmış hellim peyniri ve narlı votkamlayken. o yaşta ormanla ilgili o kadar hissi nasıl edinmişsem.. ayrıca cumhuriyetle ilgili de 10 kıtalık bi şiirim vardı. ne yazmıştım acaba, keşke okuma fırsatım olsa şuan. hatta o cumhuriyetli olan, güzel şiirler arasına girip okul panosunda sergilenmişti ama en unutulmazı heralde çalıntı şiirle birinci olmamdı. açıklamaya çalıştım, ben yazmadım bu şiiri dedim ama okul gazetesine seçilip altına da benim ismim konulmuştu ısrarla. kimse bana inanmadı. şimdi düşnüyorum da şiir o kadar dandik o kadar dandikti ki heralde o yüzden benim yazmadığıma kimse inanmadı. şöyle bişiydi çünkü:

sigara içki kumar
bunlar sağlığa zarar
kendini keseni düşün
insan iki kez mi doğar

eroin kokain esrar (oha)
gençliğini tümü yakar
kendini aileni düşün
insan canına mı kıyar

şimdi bu şiiri yazınca buraya aslında benim yazmadığım çok belli bence. 2 kıtalık şiire şiir demiyodum çünkü ben o aralar. 10 kıtadan aşşağısı kurtarmıyodu. hatta o cumhuriyetle ilgili şiirimin 12. kıtasını bile yazmıştım da sora düz 10 olsun demiş fazlalıkları silmiştim. yani sınırım 10 kıta diildi, bi 10 kıta daha yazabilirdim adeta, daha yeni ısınmıştım.

Thursday, January 10, 2008

12. katta olduğumu unutmuşçasına bir uyku çektim

Faber-Castell Grip 1347... Yeşildi. Tanıdığım insanların %83.7'si bu kalemden kullanıyordu ama herkes kendisininkini tanıyabilecek kadar uzman olmuştu. Kimininkinin silgisi bitmiş, kimininkinin yazısı silinmişti. Benimki ise kusursuzdu. İlk aldığım günkü gibi pırıl pırıl parlıyordu. Daha önce aynı kalemin siyahını ve bordosunu kullanmıştım. Özellikle siyahıyla uzun seneler geçirmiştim. Onu kaybettikten hemen sonra gidip aynı renginden almayı kaybolan kalemime bir hakaret olarak algıladığımdan gidip bordosunu almıştım ve tabi ki 0.7'ydi.

Neyse... Bu kaybettiğim yeşili son görüşüm yine böyle kasvetli bir gece, saat 3 civarlarıydı. Yatağımda uzanmış müzik defterime bütün notaların majör gamlarını yazıyordum, sonra uyudum ve onu bir daha göremedim. Günlerce yatağın altından, kenarından, kalemlikten çıkıp gelmesini bekledim. Bir şeyin kaybolduğunu kabullenmek ne kadar da zor. Bence bir eşyanın değeri onu ararken aynı yere kaç defa baktığımızla ölçülebilir.

Anladım ki o sadece bir kalem değildi benim için; kendimi güvende hissetmemi sağlayan temel unsurlardan biriydi. Aramızdaki bu gizli bağı ancak farkedebildim. Onun olmadığı süreçte her gece kabuslar içinde uyanıyordum. Sonunda böyle yaşayamayacağımı anladım ve gözümü karartıp Mephisto'ya gittim.

Mephisto yolumuzun üstü değildi, bu yüzden arkadaşlarım neden kalem almak konusunda bu kadar ısrarlı olduğumu anlayamadılar. Mephistoda saatlerce oyalanıp yıllarımı birlikte geçirmeyi umduğum kalemimi aradım. Sonunda siyahını aldım. Bu yazıyı onunla yazıyorum. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Sanki o ilk siyahı hiç kaybetmemişim gibi.