Saturday, October 27, 2007

Arbeit macht frei

Geniş bi sokakta yürüyordum,karaköy vapuruna gidecektim. Aniden sağanak yağmur başladı. Sırılsıklam oldum, adımlarımı hızlandırdım. Pek de dolu olmayan vapura apar topar bindim. Hava yeni kararmıştı. Saçlarımdan şıpır şıpır sular akıyordu, sümüklerim de akmaya başladı. Cebimden selpağı çıkarmaya çalışırken mp3 player'ımın kablosuna elim dolandı ve kulaklıklardan biri kulağımdan çıkıverdi. Bir yandan da vapur dışarıya göre daha sıcak olduğu için terliyordum. T-shirt'ümün üstünde hırka ve ince bir mont vardı. Montu çıkarmam için önce sırt çantamı çıkarmam gerekliydi ama mp3 player'ım sırt çantamın ön gözünde olduğu için durum baya karışıktı...
Önce selpağa ulaşıp sümüklerimi sildim, sıralama önemliydi. Sümükleri sona bırakamazdım, ardından mp3 playerın kulaklığını tekrar kulağıma taktım. Tek kulaklıkla geçen saniyelerin ne kadar huzursuz olduğunu eminim tahmin edersiniz sonra çantamın ön gözüne uzanarak mp3 player ı ordan çıkarıp masanın üstüne koydum. Neyseki vapurdaki masalı kısma oturmuştum bu durum bana destek sağlıyordu. Sırt çantamı da kolayca çıkarıp yere koydum. İyi gidiyordum. Çantamı yere koyarken çantalarını, yerlerin pis olduğunu düşünerek yere koymayan insanları hatırladım halbuki ben belki de eve gidince, az önce yere koyduğum çantayı yatağımın üstüne fırlatabilirdim. Gözle görünmeyen pislik pis değil midir? Bu ihtimali düşünmek muhtemelen geleceğimde, çantayı evde fırlatacağım doğrultuyu değiştirdi.
İyice terlemiştim. Montu çıkarmaya koyuldum ama fermuarı açarken boynuma doladığım eşarp fermuara sıkıştı. Onları ayırmak için enerji harcadıkça daha da terliyordum fakat mümkünatı yok ayrılmıyorlardı. Böylesine terleyerek yaşayamazdım. Belki de en iyisi önce içimdeki hırkayı çıkarıp yolculuğun geri kalanında fermuar-eşarp ikilisiyle uğraşmaktı. Ellerimi montun içine sokup hırkanın düğmelerini açtım sonra hırkanın bir kolunu montun dış kısmından çekerek kolumdan kurtardım. Hırkanın diğer kolu içinde aynı şeyi denedim fakat çıkmıyordu biraz zorlayayım derken hırka yerine montun kolunu çıkardım yanlışlıkla. Düğüm olmuştum. Vapurun büfesinde çalışan adamlardan biri ilgiyle beni izlerken, diğeri acıyan gözlerle bakıyordu. Neredeyse gelip yardım edecek kıvama gelmişti. Belki hep birlikte uğraşırsak başarabilirdik diye düşünüp umuda kapıldım ama kimse bana yardıma gelmedi. Bu işte yalnızdım. Bütün bu eşyalar bana aitti ve ben onlarla baş etmeyi öğrenmeliydim artık. O sırada hırkanın kolunun çıkmamasının nedeninin hırkanın bi düğmesini açmayı unuttuğumdan kaynaklandığını farkettim. Dikkatlice o son düğmeyi çözüp, hırkanın diğer kolunu da kolumdan kurtardım. Montun altından hırkayı çekerek onu dışarı çıkarmayı başardım. Geriye bitek fermuara sıkışmış fular kalıyordu. Arkama yaslanıp fermuarı hafifçe aşağı yukarı oynatmaya başladım, iyice sinirlendikten sora bu sfeer hızlıca aşağı yukarı oynatmaya başladım, sonunda düzeldi. Montu sandalyemin arkasına astım; gülümseyerek büfeciden bi sahlep istedim.

No comments: