Tuesday, June 12, 2007

Salatalık

canım salatalık istemişti dün, evde yoktu. bugün okuldan dönüşte tam saraçhaneye indim, otobüsüm geldi. normalde ordan bindiğimde en az 15 dakka bekliyodum. sonra yapmaya yeltendiğim şeyler aklıma geldi, şöyle bi düşündüm: demekki yolda pil almaya kalksaymışım kaçırcakmışım, kapıdaki görevliye "artık burdan geçiş var mı edebiyata" die sorsaymışım kaçırcakmışım, sınavda yanımda oturan arakadaş sınav sonrası lafı biraz daha uzatsa kaçırcakmışım, merdivenleri yavaş insem kaçırcakmışım. ben karışıya geçerken hep yeşil değil de ara sıra kırmızı da yansaymış kaçırcakmışım...
neyse asıl başka bişey anlatmak istiycektim ben canım salatalık istemişti dün. otobüsü güzel yakaladım da sonra gittim salak gibi en öne oturdum, güneş tam bana geldi, piştim yol boyunca. zaten önce orta kısımlarda bi yerde oturmuştum. genelde nedense en önün tehlikeli olduğunu düşündüğümden oraya hiç oturmam. bi kaza durumunda en fazla hasarı onların alıcağına dair bi inancım var. hatta hafif bi kazada otobüste kimseye bişey olmaz onlara olur kafayı cama gömerler diye düşünüyodum. bugün orta kısma oturduktan sonra lan hadi bugün de ben öne oturiym dedim. iki katlı otobüsün en önü güzel oluyo çünkü önünde cam var sırf dışarıyı görebiliyosun istediğin kadar ama meğersem tüm zamanların en güneşli saatini seçmişim bunu yapmak için. sonra hesapladım otobüsteki açısal olarak en fazla güneş alan koltuk benimkiydi. şıpır şıpır terledim sonra koltuğa yapıştım. otobüsten indikten sonra da götümde bi ıslaklık vardı. önce orta kısımda bi yere oturup sonra anibihareketle öne geçtiğim için terlememe rağmen sonra tekrar başka bi yere oturamadım. otobüsteki bütün koltuklara teker teker oturmaya çalışan delirmiş biinsan imajı çizicek cesaretim yoktu. ayrıca sıcaktan çok mayıştığım için de üşenmiştim. yoksa teker teker hepsine oturucak cesaretim de olur uygun sıcaklıklarda. bi kere ben "pencereyi kapatır mısınız" diyebilmiş biinsanım taammı hatta kadın "ama çok sıcak" diyince otobüs içi rüzgar dağılımını tüm ayrıntısıyla anlatmıştım kendisine ama bazen de dünyanın en asosyal insnı oluyorum zatürre olsam pencereyi kapayın diyemiyorum. biliyorum herkes üşüyo ve biri desin diye beklio o zaman otobüsün kahramanı olarak kapayın diyorum. işte tam o an herkesin bana sarılmak isteğini, havaya atıp tutmak istediklerini, otobüsümüzün kahramanıı diye haykırıp alkışlayarak bu anı coşkuyla kutlamak istediklerini biliyorum.
neyse canım salatalık istemişti dün. onu anlatıcam kaç saattir. otobüsten indim uyum markete gittim. salatalık havuç ve bir bağlam roka aldım. eve gittim onları bi güzel yıkadım doğradım domates falan derken salata haline getirdim. havucun etrafındaki acı tabakayı bıçakla kazırken hep havuçlar yüzüme sıçradı sonra baktım aynaya nedense turuncu olmamışım halbuki bana çok sıçradı gibi gelmişti. sonra ilk defa yemek görmüş insan ilkelliğiyle yedim onları, çok haz aldım bu sebzeli saatlerden. katırkutur sesler çıktı böle yer yerimden havuçlu sular falan aktı. mausun üstüne domates düştü klavye zeytinyağı oldu. bütün bunlar olurken yaklaşık 5 kişiye hello bıgı bigi dütdüt falan yazdım kimse cevap yazmadı. olsun ben havuçlarımla ve salatamla mutluydum. yazmassanız yazmayın okeyoynarımbende dedim. şimdi blog yazıyorum hepsinden cevap gelio teker teker ama artık çok geç, ben ders çalışmaya gitçem. bugün hocanın sorduğu sorular neydi öle ya. özne ve nesne bağlamında sanat yapıtında anlamı açıklayınız ne ya. öyle bişey mi vardı kitapta, ben niye görmedim? anlam falan görmedim ben. kantın estetik yargı çözümlemesi vardı estetik tavır vardı, açık yapıt vardı hepsine süper çalışmıştım halbuki, anlam falan diyince kitlendim. hadi o gözümden kaçmış diyelim peki ikinci soru ne alakaydı? estetik yargıyla yorum arasındaki ilişkiyi falan. ikisi arasında en ufak bi ilişki yokki. hayır çalışmamış olsam hiç sinirlenmem ama bildiğin çalıştım yani.

No comments: