Wednesday, April 4, 2007

4 nisan

sevgili blog,
bugün tüm zamanların en lanetli günü olmalı.gizli bi 13 cuma taşıyo içinde. hiçbi şey yolunda gitmiyo.
aslında ben bugün dışarı çıkmayıp, yarın fizik tarihi dersinde anlatmakla yükümlü olduğum konuyu çalışıcaktım. bu zaten başlı başına sıkıcı bi görevdi. orda hoca varken newton dinamiğini niye ben anlatıyorum hiçbi fikrim yok. neyse evde buna çalışmayı planlıyodum ama bugün beethoven ı anlamak a bilet almışız. ona da gitmem lazımdı. aslında,gitmesem mi, beethoven ı anlamasam da olur mu? diye düşündüm ama film 11 de yaa erken neyseki, öğleden sonra çalışırım artık newton a dedim ve sabahın 8 inde kalkıp taksime gittim. akbilim yoktu, trafik vardı, yanıma 135 kiloluk biri oturup beni sıkıştırdı falan filan biraz da acaleyle tam 11 de yeni melekte oldum. çiçeği aradım nerdesin diye. bana, "senin ne işin var orda film 16:00 da" dedi. işte tam o an sevgili blog bugünün gerçekten irenç geçiceğinden emin oldum. 1 buçuk saatlik yolu boşu boşuna gelmiştim. sonra iyi yönünden bakiym dedim nasılolsa daha erken evde olcam rahat rahat çalışırım dedim, geldiğim otobüsle geri döndüm ama kendime "niye bilete bakmıyorum çıkarken salak mıyım" gerekçesiyle son derece gıcık olduğumdan o gerginlikle midem ağrımaya başladı. acıkmıştım zaten. midem ağrıyınca daha da bunalıma girdim. ben ki midem ağrımasın diye bi haftadır alkol, çukulata, kızartma falan hiç güzel bişey yemiyorum, utanmadan hala ağrıyo. hazır bunalıma girmişken hayatımın her yönünü hastalıklı bi bakış açısıyla deşip, herşeyin çok kötü olduğuna karar verdim, ağlamaya başladım otobüste. ağlıyınca midem daha kötü bulandı. aptal bi döngüye girdim. sonra evin önüne geldim gergin gergin. aşşağı kapının anahtarını kısa bi süre önce kaybettiğim için ve insanların zilini de çalmaya çekinen biri olduğumdan kapıda biri gelene kadar bekledim. böylece günümün 5 dakkası daha boşu boşuna geçmiş oldu. sora eve girdim yemek yiyim midem geçsin biraz diye düşündüm, yiyemedim daha çok bulandı. ilacımı aradım bulamadım. masanın üstündeki ilaç nereye kaybolmuş, hayret verici bi olay. nereye gitmiş olabilir yani biri bana sölesin bunu lütfen. aşşağı kapının anahtarı ve akbilim nereye gitmişse bikaç gün evvel eminim o da ordadır şuan. ortadan yok olan eşyalar diyarında. neyse uzun bi süre odada delirmiş gibi ilaç aradım, bilgisayarın arkasındaki kabloların arasına bile baktım, bulamadım. şu an saat 4 e geliyo ben hala çalışmaya başlamadım. şu an geçen boş dakikaların hepsi beni yarın müşkül durumda bırakıcak. sonra çiçek aradı "bugün irenç bi gün hiçbişey yolunda gitmiyo dedi". ah canım seninki demi öyle. "kötü kozmik peşimizde. umarım kötü dönemin başlangıç günü değildir bu. geçen gün melise, benim kötü dönemim bitti 2 gün önce dedim diye mi böyle oluyo? bilmiyorum ama korkuyorum." gibi düşünceler geçti aklımdan. bikaç el okey oyniyim bari rahatlarım biraz sora da derse başlarım dedim ama yenilip durdum iyice sinirlendim. artık bugünü kurtarmak için yapılacak tek bişey kalmıştı. bunu yapmayı sevmiyorum ama mecburdum. çalışmam gereken bi newton var bu şekilde asla olamicak, abiminse bi işi yok bugün boş boş oturuyo. gidip sihirli bi öpücükle üstümdeki laneti ona aktardım. odama geri döndüm. kapıdan girerken klavyenin altında bi parıltı gördüm. kaldırdım klavyeyi ilacım çıktı altından. işte günümün en güzel anı. "ilacımı buldum yaşasın gülümsemesi" yerleştiği sırada yüzüme, içerden abimin sesi duyuldu. "kitabımı kaybettim ya, daha demin masanın üstündeydi!"

No comments: