Saturday, April 21, 2007

Askerdeki abiye mektup

sevgili tek abiciğim ömüş
sen bu mektubu okurken ben çok uzaklarda olacağım desem abartmış olmam di mi? di mi diyorum ama sen di diye koyamazsın lafı şimdi çünkü mektup böle bişiydi, sorduğun sorularla başbaşa kalıyosun yankılanıyo di mi mi mi mi diye. o yüzden emesen diye bişey var. gerçi orda da yazdıklarımız gitmiyo daha feci. o zaman gugul tolk. neyse ne diyodum ha sen bu mektubu okurken ben çok uzaklarda olacam diyodum ama bu mektubu yazarken aslında ben burdayım uzaklarda olan sensin. sen mektubu okurken de sen orda olmuş oluyosun uzaktaki ben oluyorum. çok karışık di mi mi. ayrıca ben bu mektubu okurken o zaman kim mektubu okurken kim uzaklarda oluyo belli diğil. neyse daha az karışık şeylerden bahsedelim.
sen gidince enteresandır nickfallin hiç online olmuyo aranızda bi bağlantı olduğundan şüfeleniyorum. tam şu an resmen saçmaladım farkındayım ama kusura bakma biliyosun ki seni, beyaz şeye örnek olarak peçeteliği göstermenle hatırlıyoruz. bütün bunlar sana az bile diye düşünüyorum ben şahsen. lütfen gözlerini aç artık bu dünyada daha beyaz şeyler de var. mesela sahlep mesela kar ne biliym bulut falan ardından daha iğrenç bi espiri daha yapmıştın, neyseki onu unutmuşum peçetelik daha sarsıcıymış demekki.zaten sen uçağa bindikten sora arabayı bi türlü bulamadık. Giderken son bi gol atiym dedin sanıyorum ki.
bu aralar nedense konu sürekli askerlere ve çadırlara geliyo. 2 temmuzda 4 günlük bi festival var marilyn manson beni görmeye geliyomuş ona gidicez su tabancalarımızı alıp. sanıyorum siz gerçek tabancalarla uğraşıyosunuz çok banal. festival için çadır lazım tabi fekat ben çadırımı arkadaşa vermiştim. o arkadaşta başka bi arkadaşa vermiş çadırı, verdiği arkadaş askerde olduğu için çadırıma şu an ulaşılamıyor. ama başlangıçta benim çadırım verdiğim arkadaşta şu an başka bi arkadaşın çadırı varmış. o çadırın sahibi arkadaş da askerde. istersen onu verim sana dedi ne anlatıyorum ben ya. askerler ve çadırlar.
gördüğün gibi burda herşey çok karışık. eminim orda çok minimal bi ortam vardır. herşey çok netir. 5 aylık izolasyon döneminizin tadını çıkarınız. sana burdan bi takım enerjiler yolluyorum alıyosun işallah.almıyosan kozmik kapılarını biraz aç alırsın. şimdilik benim söyliyceklerim bu kadar. burdan bu mektubu okuyan herkese selamlarımı iletiyorum. kendinize iyi bakın efendim. mutlu olun.

Friday, April 20, 2007

Diş Fırçalarının Efendisi

Diş fırçamı unutmadığım bi yer yok artık korkarım ki. Her kaldığım yerde unutup yenisini alıyorum. Sonra onu da unutuyorum, yenisini alıyorum derken piyasada gezinen en az 7 diş fırçam olduğunu farkettim. İkisi cüce hükümdarlarda, üç tanesi ölümlü insanlarda , bi tanesi gölgeler içindeki mordor diyarında falan kaldı. Neyse ki hepsine hükmedicek tek diş fırçası bende.
Aslında çokuykum var benim ama 12'de yatmayı kendime yediremiyorum. Haftaiçi geç yatıp, haftasonu erkenden yatan 8 kişiden biri miyim bu dünyadaki? Ayrıca cumartesi gecesi mecbur kalmadıkça pek dışarı da çıkmıyorum. Herkesin ters yönüne koşan bi halim var gibi. Nasıl bu noktaya geldim ben?
Şimdi düşününce ben sınavlarda kopya çekmiyorum. Ne biçim öğrenciyim be. Hayır, ders de çalışmıyorum ama kopya da çekmiyorum yani. O yüzden bütün notlarım cc. Cc çok gıcık bi not. Hem alttan alamıyosun; hem yükseltemiyosun; bütünlemeye de girememiş oluyosun. Kapkara bi leke gibi yapışıp kalıyo transkriptine.
Bugün son vizemizi olduk da rahatladım biraz. Ders çalışmam gerek ama çalışmıyorum azabından kurtulduğum için rahatladım tabi. Yoksa sınavlar sorun diğil girilir, çıkılır. Bunlar hayaatın küçük ama sevimli ayrıntıları. Bütün suçu dışsal etkilere atıp duruyoruz ama genelde sorun insanın içinde oluyo. Ben düzeltiyorum, içim karışıyo yine bi yolunu bulup, gıcıkmıdır nedir. Bence insanın hayatındaki en rahatsız edici şeylerden biri; biinsana nasıl davranıcaana karar verememesidir. Yani en azından benim için böyle. Kararsızlık bazı durumlarda en kötü ihtimalden bile daha kötü oluyo. Mesela eminönünden tramvaya binerken kapıda gözüne bi koltuk kestirip, kararlı bi tavırla, bi plan dahilinde, ona oturmak için çabalamalısın. Böylece büyük ihtimalle hedeflediğin yere oturursun. Eğer biri senden hızlı davranıp oraya oturursa... otursun efendim, aferim ona. Sen elinden geleni yaptın sonuçta ayakta git nevaryani? ama içeri dalıp bisürü boş koltuklardan hangisine oturucağına karar veremeyip hepsine tam sen oturcakken başkası oturuyo. cümleye bak bravo. öznesi başka bi gezegenden yüklemi başka bi gezegenden gelmiş, dolaylı tümleci geçerken uğramış, ortak bi dil yakalamışlar sanki ama anladınız siz.

Friday, April 6, 2007

:)

mutluyum..

Wednesday, April 4, 2007

4 nisan

sevgili blog,
bugün tüm zamanların en lanetli günü olmalı.gizli bi 13 cuma taşıyo içinde. hiçbi şey yolunda gitmiyo.
aslında ben bugün dışarı çıkmayıp, yarın fizik tarihi dersinde anlatmakla yükümlü olduğum konuyu çalışıcaktım. bu zaten başlı başına sıkıcı bi görevdi. orda hoca varken newton dinamiğini niye ben anlatıyorum hiçbi fikrim yok. neyse evde buna çalışmayı planlıyodum ama bugün beethoven ı anlamak a bilet almışız. ona da gitmem lazımdı. aslında,gitmesem mi, beethoven ı anlamasam da olur mu? diye düşündüm ama film 11 de yaa erken neyseki, öğleden sonra çalışırım artık newton a dedim ve sabahın 8 inde kalkıp taksime gittim. akbilim yoktu, trafik vardı, yanıma 135 kiloluk biri oturup beni sıkıştırdı falan filan biraz da acaleyle tam 11 de yeni melekte oldum. çiçeği aradım nerdesin diye. bana, "senin ne işin var orda film 16:00 da" dedi. işte tam o an sevgili blog bugünün gerçekten irenç geçiceğinden emin oldum. 1 buçuk saatlik yolu boşu boşuna gelmiştim. sonra iyi yönünden bakiym dedim nasılolsa daha erken evde olcam rahat rahat çalışırım dedim, geldiğim otobüsle geri döndüm ama kendime "niye bilete bakmıyorum çıkarken salak mıyım" gerekçesiyle son derece gıcık olduğumdan o gerginlikle midem ağrımaya başladı. acıkmıştım zaten. midem ağrıyınca daha da bunalıma girdim. ben ki midem ağrımasın diye bi haftadır alkol, çukulata, kızartma falan hiç güzel bişey yemiyorum, utanmadan hala ağrıyo. hazır bunalıma girmişken hayatımın her yönünü hastalıklı bi bakış açısıyla deşip, herşeyin çok kötü olduğuna karar verdim, ağlamaya başladım otobüste. ağlıyınca midem daha kötü bulandı. aptal bi döngüye girdim. sonra evin önüne geldim gergin gergin. aşşağı kapının anahtarını kısa bi süre önce kaybettiğim için ve insanların zilini de çalmaya çekinen biri olduğumdan kapıda biri gelene kadar bekledim. böylece günümün 5 dakkası daha boşu boşuna geçmiş oldu. sora eve girdim yemek yiyim midem geçsin biraz diye düşündüm, yiyemedim daha çok bulandı. ilacımı aradım bulamadım. masanın üstündeki ilaç nereye kaybolmuş, hayret verici bi olay. nereye gitmiş olabilir yani biri bana sölesin bunu lütfen. aşşağı kapının anahtarı ve akbilim nereye gitmişse bikaç gün evvel eminim o da ordadır şuan. ortadan yok olan eşyalar diyarında. neyse uzun bi süre odada delirmiş gibi ilaç aradım, bilgisayarın arkasındaki kabloların arasına bile baktım, bulamadım. şu an saat 4 e geliyo ben hala çalışmaya başlamadım. şu an geçen boş dakikaların hepsi beni yarın müşkül durumda bırakıcak. sonra çiçek aradı "bugün irenç bi gün hiçbişey yolunda gitmiyo dedi". ah canım seninki demi öyle. "kötü kozmik peşimizde. umarım kötü dönemin başlangıç günü değildir bu. geçen gün melise, benim kötü dönemim bitti 2 gün önce dedim diye mi böyle oluyo? bilmiyorum ama korkuyorum." gibi düşünceler geçti aklımdan. bikaç el okey oyniyim bari rahatlarım biraz sora da derse başlarım dedim ama yenilip durdum iyice sinirlendim. artık bugünü kurtarmak için yapılacak tek bişey kalmıştı. bunu yapmayı sevmiyorum ama mecburdum. çalışmam gereken bi newton var bu şekilde asla olamicak, abiminse bi işi yok bugün boş boş oturuyo. gidip sihirli bi öpücükle üstümdeki laneti ona aktardım. odama geri döndüm. kapıdan girerken klavyenin altında bi parıltı gördüm. kaldırdım klavyeyi ilacım çıktı altından. işte günümün en güzel anı. "ilacımı buldum yaşasın gülümsemesi" yerleştiği sırada yüzüme, içerden abimin sesi duyuldu. "kitabımı kaybettim ya, daha demin masanın üstündeydi!"