Wednesday, March 28, 2007

Ne teyzesi ayol, armutum ben

Kafamın gerçekten karışık olduğu bazı durumlar var. Mesela hala 12. katta oturuyo olduğumu kabullenmiş değilim. Bi yandan 2007 de istanbulda doğmuş bi insanın doğasının şehir olduğunu düşünüyorum, çünkü insan uyum sağlama özelliğine sahip bi mekanizma. Bi yandan da ormanda açık arazide, verimli bi doğada; yoğun bi şekilde hiçbi şeye ihtiyaç duymadığımı daha huzurlu, daha akışta olduğumu biliyorum. O zaman 12. katta geçirdiğim her saniye kayıp gibi geliyo. Çok karışık bi durum. Bazen hava soğuk dışarı çıkmiyim diyorum bazen de şehrin bize sunduğu istediğinde dışarı çıkmama şansı fazla bi lüksmüş gibi geliyo. Yani hem bana sağlanan kolaylıklardan faydalanmak istiyorum hem de daha doğal olmak istiyorum. Daha doğal olmak daza az teknolojik olmakla eş değer. Bizim için geri dönüş olmadığını düşünmek ise korkutucu geliyor. Herşeyin temelinde bu sorun var. Kafama fazlaca takılan herşeyin sorumlusunun burda kısılıp kalmış olmam olduğuna karar veriyorum. Buna ne cevap versem herşeyin temeli değişiyor. Aslına bakarsan hayalimde şöyle biyer var. Alt katında, üst katında insan olmaması. Yani apartman işini kökünden kazımak istiyorum. Aynı zamanda ağaçlara ihtiyaç duyuyorum. Pencereden baktığımda görmek istediğim bina değil doğa. Buna gerçekten ihtiyaç duyuyorum, herkes benim kadar yoğun hissediyor mu bu duyguyu merak ediyorum. Onun dışında kitap olsun, güzel filmler olsun, ne biliym sevdiğim insanlarla falan vakit geçiriym. Makarna yerim, şarap içerim idare ederim, hayat kötü bişey olmaz yani. Ama şu durumda bi alışveriş merkezinden 10 dakka geçiremiyorum ben. Gerçekten katlanamıyorum. Ne oraya ne ordaki insanlara. Bugün beş dakka alışverişe gidiym dedim. Kadın çocuğuna kızıp şak die geçirdi bi tane. Dayanamadım terk ettim olay mahalini. Katlanma eşiğim gittikçe düşüyor. Bi sürü canavar insan var, çocuklarını da canavar olucak şekilde yetiştiriyolar. Zaten böyle düşününce tarihe yön veren insanların hepsi de birbirinden iğrenç. Hepsi birbirinden egosantrik, hepsi birbirinden savaş yanlısı. Böyle ilkel basit mekanizmalar. Hırs, nefret, intikam gibi değersiz duygulara yenilip duran aptallar topluluğu. İşin kötüsü yaptıklarına inanıyorlardı muhtemelen. İyi gözle bakmaya çalışıyorum daha mutlu bi hayat sürmek için sevmeye çalışıyorum, anlamaya çalışıyorum ama olmuyor. Bi insan acı çekmenin kendisi için acı verici olduğu kadar başka biri için de acı verici olduğunu ve bu ikisinin aslında hiçbi farkı olmadığını tek farkın senin o olmadığını nasıl anlıyamaz hayret verici bi olay. Kristof kolombun günlüğünde olduğu iddia edilen şu yazıya bakın:
"Kızılderililer son derece dürüst,sade ve eli açık insanlar.Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar.Kötülüğün ne oldugunu hiç bilmiyorlar,çalmıyorlar,öldürmüyorlar.KomŞularını kendileri kadar çok seviyorlar.Dünyada onlar kadar tatlı dilli insan yoktur,her zaman gülüyorlar.Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istedigimizi yaptırabiliriz.."

No comments: