Sunday, September 30, 2018

İçmek ya da içmemek, işte bütün mesele bu

Ege kıyılarına kasırga gelicek diyip durdular, ben de sabahtan balkondaki eşyaları kaldırırım, telefonları ve powerbank'i şarj ederim, bizim kediyi eve alırım, 2 günlük yemeği hazır ederim ve elektrik kesintisine karşı gece için yakınlarda fener ve mum bulundururum diye düşündüm. Ama sonra kasırga günü geldi ve sabah uyandığımda hiç rüzgar ya da yağmur yoktu. Aksine hava ılıktı ve yaprak kımıldamıyordu. Ama gökyüzü çılgınca bulut kaplı olduğu için hava kapkaranlıktı. Bu durum bende bisikletle gezip sonra güzel manzaralı bir yerde mola vererek şarap içme isteği uyandırdı. Hatta bi kaç kere o şarabın tadı ağzıma bile geldi. Bu aralar yediğimiz şeyler konusunda çok sapıttığımız için Barış beni bu fikirden vazgeçirmeye çalıştı. Ama özünde içki içmeye hayır diyemeyecek biinsan olduğunu bildiğimden söyledikleri hiç etkili olmadı.

Şarap almadan önce Dalyan'da yeni açılan kitap cafe'ye evdeki fazla kitapları vermek için yola koyulduk. Kitapları bisiklete yükleyip cafe'ye gelince, oranın pazar günü kapalı olduğu gerçeğiyle karşılaştık. Hava her an yağmur yağacak gibi olduğundan kitaplar ıslanmasın diye eve geri gelip kitapları yerine koyduk.  Eve gelmişken şarap bardaklarını ve tirbüşonu da yanımıza alıp tekrar yola koyulduk. Saat erken olduğu için, önce bir nehir kenarı kahvesi içelim dedik, Yalıçapkını'na gittik ama Yalıçapkını kapalıydı. Bu durumu, evrenin hemen şarap içmemizi istiyor olduğu şeklinde yorumladık. Bi şarap, parça somon, cheddar peyniri, puro, kibrit, lahana dolması, peçete, ıslak mendil, plastik tabak çatal ve fıstık aldık. Nehir kenarında ıssız bir yer bulup piknik yapmaya koyulduk. Ben aniden "aa lahana dolması ve somonu nasıl açıcaz ki?" dedim. Barış TAŞLA açarız dedi. Sonra lahana dolmasının açma yeri varmış öyle açtı. Ardından ben somonu tirbüşonla delerek açtım. Fakat bi sorun vardı. Sanırım oraya bataklıktan yürüyek geldiğim için ayakkabılarım çamura bulanmıştı ve ayakkabımın çamurları bağdaş kurarak oturduğumda bacaklarıma yapışıyordu.

Islak mendille ayakkabının çamurlarını silmeye çalıştım ama o kadar çok çamur vardı ki baş edilecek gibi değildi. Barış ayakkabılarımla bacağım arasına peçete yapıştırmamı tavsiye etti. Gerçekten de bu yöntem sorunumu çözdü. Sonra şarapları güzel güzel kadehlerimize doldurduk, tam içmeye koyuluyorduk ki yağmur başladı. Yağmur şiddetini arttırınca ıslanmamak için mecburen ayağa kalkıp yakındaki bi ağaç gölgesine yanaştık. Ağacın gölgesinde beklerken bacağıma yapışmış çamurlu peçetelerle bakıştım, minik bi gülme geldi.

Kısa bir süre sonra yağmur durdu. Ama eski yerimize tekrar oturunca yağmur tekrar yağmaya başladı. Evrenin bugün bize ne demek istediğini bi türlü anlayamadık. Şu şarabı artık içelim mi içmeyelim mi? Yağmuru umursamamaya karar verip, ne pahasına olursa olsun yerimizden kalkmamaya karar verdik. Puroyu yaktık. İçe çekilerek içilmemesi gerektiğini öğrendiğimden beri puroyu seviyorum. Ağızda hoş bir tat bırakıyor ve bu tat şarapla aşırı derecede uyumlu. Üstüne de parça şomon, önümde zaten nehir, dağlar ve ağaçlar, oh keyfime diyecek yoktu doğrusu.

Bir süre sonra yanımıza bi karınca geldi. Barış'ın yere düşürdüğü minik peynir parçasını iterek yuvasına taşımaya çalıştı. Karıncanın, kendisinden 5-6 kat büyük bi şeyi taşıyabiliyor olması baya ilgimi çekti. Ama iki tahta arasından geçmeye çalışırken kaşarı denize düşürdü. Dolayısıyla karıncanın, aslında naaptıını tam olarak bilmediğine karar verdim, çünkü o kaşarın oradan düşebileceği çok barizdi. Karıncaya yeni bir kaşar verdim, bu sefer işi şansa bırakmayıp tahta aralarında kaşarı itmesine yardım ettim. Böyle böyle uzaklara kadar gitti. Sonra ne yapacağını da çok merak ettim aslında ama şarap bitmişti ve tekrar yağmur başlamıştı, eve dönmek zorunda kaldım.

Thursday, September 27, 2018

Bütün sorunlar varoluşsal sorundur

İnsan, varoluşsal konularla ilk olarak 8-9-10 yaşlarında karşılaşır. Ya dinleri öğrendiği için ya da ölüm kavramıyla tanıştığı için. Bu ölüm annane dede gibi büyüklerin ölümü olabileceği gibi, çocuğun ana haber bülteninde rastladığı ölümler de olabilir. Bazen de zihni nasıl var olduğumuz, ölüm ve ölüm sonrası gibi konularda sorular sorabilecek olgunluğa erişmeye başladığı için çocuk kendiliğinden girer bu sürece.

Ölüm, belirsizlik, adaletsizlik, insan kötülüğü gibi konular, sağlıklı yetişkin bir zihin için bile baş etmesi zor meselelerdir. Bir de yaşadığımız şu dönemde, ruha hiç önem vermeyen kapitalist sistem illüzyonu eşliğinde bu sorulara maruz kaldığımızı düşünürsek, sağlıklı cevaplar bulmanın iyice zorlaştığını görmek imkansız değil. Dolayısıyla bu soruların cevabı hep havada kalır.

Dahası bu ruhsuz sistem tarafından yetiştirilmiş ve yeterince kendi içine dönme fırsatı bulmamış ebevenler tarafından büyütüldüğümüz için; daha ikili ilişkiler içinde bile güvenli bağlanmayı sağlayamamışken evrenle güvenli bağlanma sağlamamız imkansız gibidir.

4 Varoluşsal Sorun

Bence varoluşsal sorunlar en iyi aşağıdaki 4 şekilde çerçevelendirilebilir.

1. Ölüm: Günün birinde varlığının sona ereceğini bilmek zor, düşünsenize, bütün anılarınız, bu hayatta sahip olduklarınız, bedeniniz yok olup gidecek. Ölümün nasıl yorumlanacağı her zaman dinlerle iç içe bir konudur. Kimileri ölümden sonra yaşama inanır, kimi reenkarnasyona inanır, herhangi bir dinin takipçisi olmayanlar ise yaşamın sonunun her şeyin sonu olduğuna inanır.

Ölümün nasıl anlamlandırıldığı yaşamın nasıl anlamlandırılacağını da etkiler. İnsan ölümden sonra cennet olduğuna inanıyorsa ve cennete dünyada yaptığı erdemli davranışlar sayesinde ulaşacağını düşünüyorsa, hayatını erdemli olmaya çalışarak geçirmek isteyecektir. Yaşamı bir yere ulaşma zorunluluğu olmayan ruhsal bir yolculuk olarak gören uzak doğu geleneğinden gelen biri ise, yaşamı yargılamadan iyisiyle kötüsüyle bütün deneyimlerden öğretici anlamlar çıkarmaya odaklanacaktır. Tanrıya ve dinlere inanmayan birisi belki yaşamını dünyanın güzelliklerinden maksimum yararlanarak geçirmeyi ilke edinecek ya da kişisel geçmişine göre başka ilkeler belirleyecektir kendisine.

Elbette ki yaşamın nasıl yaşanacağı kişinin şahsi deneyimlerine ve dünyaya bakış açısına göre farklılık gösterir ama ölümü nasıl anlamlandırdığı, hayatı nasıl yaşayacağı ile ilgili yine de bir çerçeve çizer insana.

2. Belirsizlik:  İnsan yaşamında yüzleşilmesi zor tek kavram elbette ölümün değildir, belirsizlik de aynı derecede insan psikolojisini zorlayabilecek bir unsurdur. Bir gün sona kansere yakalanmayacağımızı, bir kaza sonucu sakat kalmayacağımızı garanti edebilecek bir merci yoktur. Kişi hayatını ne kadar güzel ne kadar iyi bir noktaya getirirse gitsin, sahip olduğu maddi zenginliği ya da sevdiklerini hiçbir zaman kaybetmemeyi garantileyemez. Kişinin kontrolü dışında kalan olumsuz unsurlar söz konusudur ve bunların gerçekleşme ihtimali kesinlikle keyif kaçırıcıdır. Kazalar ve hastalıklar bir kenara, ölümün ne zaman geleceği de aynı belirsizlik kümesinin içindedir. Ölüm kavramıyla yüzleşip, günün birinde öleceğimizi kabullensek bile, ölümün bizi bulmadan önce yaşlanmamızı bekleyip beklemeceği bir soru işretidir.

3. Adaletsizlik: Böyle üst üste karanlık şeyler yazınca adeta Schopenhauer'a benzedim ama insan yaşamında baş edilmesi gereken bir başka varoluşsal problem de adaletsizliktir. Kişi, dünyanın bir köşesinde zenginlik içinde olan, bu sayede iyi eğitim almış, para sorunu olmayan, yiyen, içen, istediği gibi gezen insanların var olduğunu görürken; bir yandan da fakirlik içinde, temel ihtiyaçlarını bile satın alamayan, zor şartlar altında çalışan insanların var olduğunu görür. Ya da kendi durumunu genelde kendisinden daha iyi durumda olanlarla karşılaştırır ve dünyayı adaletsiz bulur.

Gerçi adaletsizliğin ille de insanların kurduğu sistemin dengesizliğinden gelmesi gerekmez. Örneğin kimileri daha güzel ve sağlıklı doğarken; kimileri hastalıklarla ve insanların geneli tarafından beğenilmeyen bir görüntüyle dünyaya gelebilir. Bu tamamen şans işidir, doğanın bize uygun gördüğü dağılımdır. Bunu reddetme ya da kendi payımıza düşeni iade etme seçeneğimiz yoktur.

4. Kötülük: Maalesef hepsi bu kadar değil, yüzleşilmesi gereken önemli bir varoluşsal problem daha var; o da insan kötülüğü. Kişi yaşarken çocuk tecavüzlerine, cinayetlere ve savaşlara tanık olur. İnsanın bir başka insana bilerek ve isteyerek eziyet edebiliyor olduğu gerçeğiyle yüzleşmek hiç de kolay değildir.

Kötülüğün belirsizlik ilkesiyle de bir ölçüde yolu kesişir. Çünkü insan kötülüğünün bizim başımıza da gelme olasılığı vardır. Benzer şekilde kötülük sorununun yolu adaletsizlik sorunuyla da kesişir. Çünkü kötülük yapan kişinin, yaptığı kötülüğün yanına kalmasını istemeyiz, yaşarken cezasını bulmasını arzularız. Ve tabii insan kötülüğü sorununun ölümle de kesişen bir yönü vardır çünkü birinin bizi öldürmesi de mümkündür.

Varoluşsal Sorunlarla Baş Etme Biçimleri

İnsanların yüzleşmesi zor bu 4 varoluşsal problemle baş etmek için çeşitli yöntemleri olduğunu gözlemledim.

1. Hiçbir Zaman Düşünmemiş Olanlar: Yukarıda bahsettiğim 4 unsurun akla gelmesi bile insanın keyfini kaçırdığı için bu konuları tamamen rafa kaldırmak, baş etme biçimlerinden bir tanesidir. Bu yöntemi seçenlerin, sözkonusu problemleri derinlemesine ele alarak kendi morallerini bozmaya hiç niyetleri yoktur.

Dinlere basmakalıp inanan kişiler bu kategoridedir. İnandıkları şeyin detaylarını bile araştırmamışlardır. Dini sadece bu varoluşsal sorunlara ezbere cevaplar verip bayıltmak için kullanırlar. İnandıkları dinin ilkelerine sarılarak en kestirme şekilde varoluşsal sorunları başlarından atmaya çalışırlar.

Hiçbir zaman düşünmemiş olanlar, sadece dine basmakalıp inananlardan ibaret değildir. Varoluşsal konulara hiç eğilmeyen ateistler de vardır. Çounlukla hedonist bir yaşamı seçerler.

Bu meselelerin hiçbir zaman düşünmemiş olmanın bana kalırsa kişiye uzun vadede bir faydası yoktur; çünkü günün birinde herkes yakınlarının ölümüyle ya da kendisinin ölümüyle yüzleşmek zorundadır ve o gün geldiğinde bu konuda çok hazırlıksız olmak ciddi pişmanlıklara yol açabilir. Kaldı ki varoluşsal sorunların kişinin başına bela olması için, ille de çok kötü bir travma yaşanması gerekmez. Güdelik hayatta başımıza gelebilecek otobüs saatini kaçırma gibi ufak tefek sorunlardan tutun da, sevdiği bir kişinin onu terk etmesi gibi daha orta boyuttaki sorunlara kadar her şey varoluşsal sorgulamayı tetikleyebilir. İnsanın sahip olmadığı bir yetenek ya da beceremediği bir şey varsa bunlar da insanı derin sorgulamalara itecek güçte olaylardır.

Kökü varoluşsal meselelere uzanabilir diye korkup, hiçbir şeyi derinlemesine düşünmemek insanı yüzeyselleştirir ve kişinin maddesel dünyaya gereğinden fazla önem vermesine neden olur. Varoluşsal meseleleri düşünmek ise ruhu besleyen ve kişiyi derinleştiren bir durumdur.

Tabi hayatının belli döneminde varoluşsal konuları düşünüp kendince cevaplar bulduktan sonra bu meseleleri rafa kaldıranlar hiç düşünmeyenler kategorisine dahil değil. Ben bu kategoride hayatı boyunca hiç düşünmemiş, hep halının altına süpürmüş olanları kastediyorum.

2. Düşünmeyip İsyan Edenler: Meselelerin kökenine inmek yerine sadece görünen yüzüne bakıp aşırı tepkiler veren kişiler bu kategoridedir. Kötü bir olayda en büyük öfkeyi onlar gösterip suçluyu yerden yere vururlar, adaletsizlik gördüklerinde en büyük duygu sömürüsü onlar tarafından yapılır; belirsizlik en çok onları kaygılandırır ve bir ölüm yaşandığında sanki normalde ölümsüzlük söz konusuydu da o gün bir değişiklik olup biri ölmüş gibi şaşırırlar.

Bu tutumun da iyi olmadığı ortada. Kendini tüketmek ve çevresindekilerin kafasını ütülemek yerine olayları daha derinlemesine düşünüp, dünyanın kusurlarıyla yüzleşerek buna göre yaklaşımlarını düzenlemeli insan.

3. Düşünüp Kaybolanlar: Varoluşsal konuları düşünürken işin içinden çıkamayıp, çeşitli alakasız noktalara hayatın anlamı diye atlayan (felsefi intihar) kişilerdir bunlar. Çok düşündükleri için artık bir mükafatı hak ettiklerine inanırlar ve beyinleri onlara çeşitli seraplar gördürür.

Eğer varoluşsal meselelere cevap bulma süreci bir insanın dayanabileceğinden daha uzun sürerse, cevapların peşinden koşmayı bırakıp melankoliyi kalıcı bir mutluluk kaynağı olarak seçmesi ya da nihilizme yönelmesi mümkündür insanın. Bu kişiler gündelik hayat meseleleriyle varoluşsal meseleleri birbirine karıştırıp çorba ederler. Düşündükçe kendilerine daha da karmaşıklaşan anksiyeteler yaratırlar. Zor varoluşsal meseleler altında benliklerini ezdikleri için, özgüvenin aşırı bastırılmasından ötürü narsistik eğilimde olurlar. Melankoli, coşku, narsizm, nihilizm hepsi birbirine karışır; zaten kafalar da karışıktır.

4. Düşünüp Özgürleşenler: Varoluşsal arayışın taşlı yolları kişiye iki seçenek sunar: ya melankoli ve nihilizmin içine kalıcı olarak atlayıp kaybolmak; ya da deneyimler aracılığıyla gözlem yapmaya devam edip günün birinde o aydınlanmaya ulaşacağı inancını koruyarak arayışa devam etmek. 2. yi seçenler düşünüp özgürleşenler kategorisine girme şansı yakalar. İnsan dönem dönem melankoli ya da nihilizm batağına düşse de, özgürleşebilmesi için inancının ve arayış kararlılığının daha baskın gelmesi gerekir.

Kişi kendi cevaplarını ararken küçük bir noktayı netleştiremediğinde kurduğu bütün sistemi yanlış sanıp başa dönebilir.  Bazen cevapları bulduktan sonra günübirlik bir coşku yaşayıp, ertesi gün ne bulduğunu unutup yine başa dönebilir. Bazen doğru yola girer ama bunu nasıl yaptığını anlayamaz. Hayatın anlamının tesadüfen gelip, tesadüfen gitmesine seyirci kalmaya dayanması gerekir. Ama bu karanlık yerde merdivensiz kalma durumunun sonunda, gerçek rahatlamaya kavuşabilecek olanlar da onlardır.  Sonunda ihtiyacı olan puzzle'ın o son parçasını bulup aydınlanırlar. O zaman anlam tesadüfen gelip gitmeyi bırakır, kalıcı olur.

Tabii düşünüp özgürleşme süreci ille de bu kadar sancılı olacak diye bir şey yoktur. Bedenini sağlıklı tutan, ailesi ile güvenli bir bağ kuran ya da frekansının örtüştüğü insanlarla çevresini donatan, bilgi edinmek için doğru zamanlarda doğru kaynaklara erişebilen kişiler için düşünüp özgürleşme süreci kendiliğinden ve kolay da olabilir.

Ölümün varlığıyla yüzleşip günün birinde onun gerçekleşeceğini kabul ederek hayatını bu gerçeğe göre ayarlamak, insanların iyi olabildikleri kadar bulunduğu şartlara bağlı olarak kötü olabilme potansiyeli taşıdıklarını kabullenip insanın içindeki iyiyi çıkarabilecek bir sisteme inanmak, doğanın kendi düzeni içinde bize aktardığı genleri ve içine doğulan ülkeyi, aileyi, çevreyi; yani kendi başlangıç noktanı kabullenip o çerçevede kendinle yüzleşip kendine gerçekçi hedefler koymak, geleceği göremediğini dolayısıyla başına neler geleceğini asla tam olarak bilemeyeceğin için sonuçları değil seçimleri ön plana almanın gerekliliğini anlayıp içselleştirmek hiç de kolay değildir. Ayrıca ustalık eserini her gün çizemeyeceğini, bazı günler sadece içini boyaman gerektiğini bilmek de bu farkındalıklara dahil (benim için puzzle'ın son eksik parçası bu oldu).

İnsan bu zor meseleleri gündeme alıp kendi cevaplarını bulup yaşamla barışınca, hayatının amacını ve anlamını bilmenin, kendini tanımanın, insanlar içindeki konumunu bilmenin, kendi önem sıralamasını yapıp kendi yaşamına katacaklarını seçmenin; yani önce bireyselleşip sonra dünyaya gerçek anlamda katılmanın zevkini o zaman yaşar. Bunu yapınca kendi seçimlerini yaşayıp bir yandan kendisini daha derinlemesine tanıma sürecini devam ettirirken, bir yandan kendi perspektifinden dünyanın güzelliklerini keşfe dalabilir.

                       --- SON ---



Tuesday, September 18, 2018

Hayat çok zort /Eray

Sanırım şu an yediğim patates kızartması sonsuz büyüklükte. İngilizmişim gibi sallama çay içip dandik bir patates kızartması yiyorum. Bir önceki maden suyu ve şekersiz türk kahvesi ikilisi siparişim bundan çok daha başarılıydı. Ama seçenekler tükeniyor ne yapabilirim ki, açlık bastırdı ve geleneksel bir menüyle karşı karşıyayım.

Genelde blog yazarken isteğim, bulunduğum andan çıktığımda varoluşsal bir mide bulantısı içinde yüzüp durduğum hissi vermeyen yazılar yazmak oluyor. Öyle ki sağlıklı bir şekilde dengelenmiş olmalıyım yazdıktan sonra; yani en azından bence yazı yazmak buna hizmet etmeli (bu cümleleri yazarken fonda can you feel the presence of death çalıyor olması)

mnjkkkkkk --- kucağıma çıkan yavru kedinin klavyede yazdıkları adeta bir öpücüğe benzedi.

Seçimlerini özgürce yaptıysan neden varoluşsal bulanıklık sorunu yaşayasın ki zaten diyesim geliyor kendime. Sonuçta özgür seçim hem ölüm geldiğine yaşadığın hayat için pişman olmamayı sağlar, hem başına gelebilecek olumsuz şeylerle doğru yoldayken karşılaşmana zemin hazırlar, hem adaletsizliğe karşı kendi yaşamını denemiş olduğun anlamına gelir, hem de uyaransızlık durumunda doğru bir arayışın peşinden gitmeni sağlar.

Neyse o halde kendime not: Bulunduğun anı, anın şartlarını ve etrafı gözle; içten ve dürüst olan düşüncelerini, yani kendi perspektifini paylaşmakta özgür olduğunu unutma. Sen bunları sürdürürken yaşam sana bir kıyak yapar ve gerçekleşen özgürleştirici güzel anlar yakalayabilirsen, bil ki bunlar ölümün elinden kurtulan anlardır. Bunlar, peşinden koşarak ulaşılacak şeyler değildir, sana ancak kendileri gelirler.

Kedi şimdi de öbür masadaki ingilizin kucağına çıkıp birasını içti.


Saturday, August 25, 2018

Yetişkinliğe girer girmez aileden uzaklaşıp dünyayı kendi başına deneyimleyerek kendini yapılandırmaya inanan biinsanım

Bayram burası. insanlar aynı anda aynı yerlere hücum ediyorlar, sürekli bir şeyler yiyorlar, bir anlamı olmayan anlık şeyleri sırayla yapıp duruyorlar. Her şeyi milyonlarca kişiyle aynı anda yaptıkları için trafikte, orada, burada sürekli sıra bekliyorlar ve sonuç olarak bulundukları her yer kalabalık oluyor.

Bazen onlara bakıp üzülüyorum; çünkü ben burada hiçbir şekilde eğlence değil, sadece varoluşsal boşluk görüyorum. Hal böyle olunca bazen dünyaya gizli bi ajan olarak gönderilmişim gibi oluyor, sanki ruhlar aleminden kılık değiştirerek buraya gelmişim, düzgün yaşamayı bilen az sayıda kişiden biriymişim, cenneti bildiğim için insanlara onun neye benzediğini göstermem gerekiyormuş ve gözleri açık olan insanlara örnek oluşturma görevim varmış gibi.

Sunday, August 5, 2018

Bir şeyi basit şekilde anlatamıyorsan anlamamışsın demektir.

Bugüne dek meditasyon çakra gibi şeyler duyunca, bunların çok "spiritüel" deneyimler olduklarını zannederdim; bu tarz şeylerle uğraşan kişiler genelde sevgi kelebeği olduğundan biraz şüpheyle yaklaşırdım bu meselelere. Eğlence amaçlı yaptığım bir kaç deneme sonunda meditasyon insanı olmadığıma karar vermem de çok uzun sürmedi; o kafalara girmem imkansızdı benim.

Ama geçen gün tesadüfi bazı okumalar sonucu anladım ki, meditasyon spiritüel değil gayet bedensel bir deneyimmiş; odağı zihinden alıp bedene yöneltmekmiş kısaca. Çakralar ise bedenin çeşitli noktalarını sırayla gevşetmek denilebilirmiş özetle.

Vücudumuzdaki fazla kullandığımız, yok saydığımız ya da gerdiğimiz bölgelere odaklanıp oraları algılamak ve gevşetmek, psikolojik olarak daha dengeli bir hale gelme sonucu verebilir elbette. Sonuçta bedeninle daha bi temasta oluyorsun ve onu daha bi sahiplenmiş oluyorsun. Ayrıca beynini çok kullandıysan ve patlamak üzereyse onu normale döndürmüş oluyorsun. Yani somuttan soyuta giden bir yöntem uygulanmış oluyor. E böyle düşününce çakra meditasyonu psikolojideki gevşeme teknikleriyle gayet örtüşüyor.

Bu işi boşu boşuna karmaşık bir hale getiren herkesi kınıyorum. Her şeyi anlayınca şimdi meditasyon yaptım oldu.

Monday, July 9, 2018

Sınıfta en iyi 7 yapan o /Müge

Şu an canım çok bira istedi ama bira içmeye giden süreç çok engebeli benim için. Öncelikle midem bu denli düzelmişken tekrar bozmak istemem. Ayrıca şimdi ben içersem barış da içer, ne güzel kilo veriyo, onu da bozmak istemem. Bunlara ek olarak bira çok pahalı. Hepsi bi yana, işim gücüm var, siteyi bitirmem lazım. Buzdolabını silsem o da olumlu.

Gördüğünüz gibi bugün bira içmem imkansız benim. Şarkıların güzel bölümüne aldanıp boşu boşuna gaza gelmemek lazım.

Thursday, June 14, 2018

Peki ya siz hangi anlar için yaşıyorsunuz?

Begüm burası. İnternette herkes bir seçim heyecanında. Ben de muharrem gelse iyi olur diye düşünüyorum ama yine de bu konuda fazla bir şey hissetmiyorum. İlk başta, tayyip beni o kadar bastırdı ki ülkeden umudumu kestim herhalde diye düşünmüştüm. Şimdi ise siyasetçilerden medet ummayacak kadar olgunlaştığım için bunun böyle olduğuna karar verdim.

Belki de benim cumhurbaşkanı adayım icx vortex olduğu için böyle hissediyorumdur?

https://youtu.be/pa325KdRk3c?t=128

ikinci turda da oyumu vikotnik'e veriyorum: https://youtu.be/zNwVJzGvobc?t=276


edit: ülkenin kurtulma şansı olmadığını bildiğim için umutlanamıyormuşum.